|
BETONARME YAPILARIN GÜÇLENDİRİLMESİNDE BETON PERFORMANSININ
ÖNEMİ VE YERİNDE DAYANIMIN BELİRLENMESİ
Prof.Dr. M.
Hulusi ÖZKUL , Prof.Dr. M.Ali TAŞDEMİR
İ.T.Ü. İnşaat
Fakültesi Maslak- İstanbul
Özet
Betondan
beklenen ana nitelikler belirtilmekte, dayanım ve dürabiliteye göre
tasarımın ilkeleri verilmekte ve bileşenlerin betonun performansındaki
önemi açıklanmaktadır. Betonarme yapılarda yerinde beton kalitesinin
belirlenmesi için yıkıntılı ve yıkıntısız deney yöntemleri verilmektedir.
1.
Giriş
Sertleşmiş
betondan beklenen dayanımlı, dayanıklı ve ekonomik olmasıdır. Son
depremler sırasında büyük hasar gören yapılar incelendiğinde yapılaşmanın
hızlı olduğu bölgede betonla ilgili temel bilgilerin kullanılmadığı ve
gerekli denetimlerin yapılmadığı belirgin biçimde ortaya çıkmıştır. Beton
hacminin yaklaşık %70’ ini oluşturan agreganın betonun performansında
etkisi belirgindir. Maksimum su /çimento oranı ile minumum çimento
içeriğindeki sınırlamalar betonun dayanım ve dayanıklılığını önemli ölçüde
etkiler. Bu iki sınırlamanın gerçekleşmesinde agreganın kaliteli ve boyut
dağılımının uygun olması zorunludur. Genel olarak betonun çevresel
etkilere diğer bir deyişle dürabiliteye göre tasarımı bu iki parametreye
göre yapılır. Betondaki maksimum su/çimento oranı ve minumum çimento
dozajı gibi kısıtlamaların ne ölçüde gerçekleşebileceği doğrudan beton
agregasının türüne, granülometrisine ve standartlarına uygun olmasına
bağlıdır. Betonda donatı korozyonuna bağlı çatlama ile sismik yükler
arasında sıkı bir ilişkinin olduğu kesinlik kazanmıştır. Granülometriye ve
beton kalitesine özen gösterilmediği, yeterli pas payı oluşturulmadığında
beton betonarme çeliğini koruyamamaktadır. Beton; agrega, çimento hamuru
ve agrega-çimento hamuru temas yüzeyinden oluşan üç fazlı bir kompozit
malzeme olarak düşünülürse [1] en zayıf halkanın arayüzeyler olduğu ortaya
çıkar. Beton teknolojisindeki gelişmenin anahtarı çimento hamuru ile
agrega arasındaki arayüzeylerin güçlendirilmesidir.
TS 500 Şubat
2000, C50 (28 günlük silindir basınç dayanımı 50 MPa) ye varan beton
sınıflarını öngörmektedir. Ancak en yaygın olan beton sınıfları, C18, C20,
C25 ve C30 dur. Yüksek yapılarda ise genelde C30 veya C35 sınıfları
kullanılmaktadır. Buna karşın Eurocode 2 de normal beton sınıfları C80'e
varmaktadır. 1970 li yıllara kadar 28 günlük silindir basınç dayanımı 40
MPa’ı aşan betonlar yüksek dayanımlı beton kabul edilirken günümüzde bu
kavram önemini yitirmiştir. Dayanım ve dayanıklılık için en önemli
gereksinim olabildiğince az boşluklu ve geçirimsiz beton üretmektir.
Avrupa'da AImanya'nın öncülüğünde C60-C100 arasındaki beton sınıfları için
yeni tasarım kodları geliştirilmektedir. Bu aralıktaki betonlar yüksek
dayanımlı beton olarak kabul edilirler.
Günümüzde
istenen performansda beton üretmek bir sorun değildir.Beton üretiminin de
teknoloji ve bilgi gerektirdiği unutulmamalıdır.Agrega kalitesine özen
gösterildiği ve minimum dozaj ve maksimum su/çimento oranı kısıtlamaları
göz önünde bulundurulduğunda istenen performansı sağlayan beton
üretilebilir.Betonun dürabilitesini artırmak için çimento dozajı yeterli
düzeyde olmalı, su/çimento oranı betonun maruz kalacağı çevresel etki için
öngörülen değeri aşmamalı ve aşırı su kullanımından sakınılmalıdır.Betonun
akışkanlığını sağlamak için fazla su yerine uygun kimyasal katkı maddesi
kullanılmalıdır.
Bu bildiride
yukarıda belirtildiği gibi maksimum su/çimento oranı ve minimum dozaj gibi
kısıtlamalarla birlikte beton agregası olarak kum sorununa da değinilecek
ve yapılarda beton kalitesinin belirlenmesi ile ilgili yöntemler
açıklanacaktır.
2. Beton agregası olarak
kum
Belirli bir
granülometriye sahip olan beton agregasının ince bölümünü kum oluşturur.
İri agregalarda olduğu gibi kumların da temiz, kimyasal etkilere karşı
dayanıklı ve dayanımının yeterli olması istenir. Ayrıca kumun inert olması
diğer bir deyişle çimento ile kimyasal reaksiyona girmemesi gerekir.
Ülkemizde beton agregalarında aranan özelikler TS 706’ da belirtilmiştir.
Kum için söz konusu özelikler; elek analizi, dayanım, kil ve silt içeriği,
organik madde içeriği, alkali agrega reaktivitesi deneysel olarak
belirlenir. Ancak bu deneylerden olumlu sonuç alınması halinde, söz konusu
agreganın betonda kullanılmasına izin verilir. Kumda çok ince kil
ve silt tanelerinin varlığı
betonun dayanımını düşürmektedir. Çoğunlukla zirai toprak kökenli organik
maddeler, kil topakları, kömür taneleri, yumuşak taneler, standardın
üzerinde suda çözünen klorür miktarı ve sülfatın varlığı da betonun
davranışını olumsuz etkilemektedir.
Marmara
depreminde orta ve ağır hasar görmüş binalardan alınan beton örnekleri
üzerinde yapılan bir araştırmada [2] genel olarak sürekli granülometriye
uyulmadığı, en büyük agrega boyutunun 8mm ya da bunun biraz üzerinde
olduğu görülmüştür. Yine aynı araştırmada denenen 5 ayrı yapıya ait
betonlardan 4 ünde kum sınırı olarak kabul edilen 4mm’den geçen malzeme
miktarının %65 in üzerinde bazılarında %91’e varan değerlerde olduğu
saptanmıştır. Bu şekilde ince agregalarla üretilen betonların su
gereksinimi aşırı yükselir, bunun sonucu olarak da su/çimento oranı artar,
ince agrega tanelerini sarmak ve aralarındaki boşlukları doldurmak için
daha çok çimentoya gerek duyulur. Tablo 1’de Avcılar’dan alınan
betonlardaki tane boyutu dağılımı görülmektedir.
Tablo 1. Avcılar’dan alınan betonlardaki tane boyutu
dağılımı [2]
|
Elekten
Geçen (%) |
|
31,5mm |
16mm |
8mm |
4mm |
|
100 |
98
|
87
|
70
|
|
100 |
97
|
91
|
83
|
|
100 |
100 |
99
|
91
|
|
100 |
80
|
59
|
51
|
|
100 |
84
|
80
|
65
|
Bu tablonun
incelenmesinden görüldüğü üzere depremler sırasında saptanan düşük
dayanımların nedeni malzemenin betondan çok, düşük kaliteli bir harç
olduğu gerçeğidir. Böyle bir malzeme taşıyıcı olmadığı gibi dış etkilere
karşı dayanıklı da değildir. Geçirimli olduğu için donatıyı da
koruyamamaktadır. Depremler sonrası yapılan incelemeler bölgedeki
betonarme yapılarda karbonatlaşma rötresi ile klor diffüzyonunun neden
olduğu korozyon çok fazladır. Bunlar da depremlerde göçme riskini
arttırıcı nitelik taşımaktadır.
3. Betonun
Yerinde Denetlenme Gereği
Beton
kalitesini belirlemeye yönelik olarak 3 farklı denetim
yapılabilir:
- Hazır beton üreticisinin kendi
tesisinde, malzeme kalitesini belirlemeye yönelik olarak
gerçekleştirdiği ve taze betondan örnek (silindir yada küp) almaya
dayanan denetim (TS 11222).
- Beton tüketicisinin
(müteahhitin) satın aldığı betonu şantiyede, pompalama işlemi de hazır
beton firması tarafından gerçekleştiriliyor ise, pompa ucundan aldığı
örnekler üzerinde şantiye mühendisi gözetiminde yaptığı ürün denetimi
(TS 500).
- Yapı üzerinde, yada
yapıdan alınan beton örnekler üzerinde gerçekleştirilen yıkıntısız,
yarı-yıkıntılı yada yıkıntılı yöntemlerin bir yada birkaçını içeren
denetim.
Yukarıda a) ve
b) şıklarında ele alınan denetimler taze betondan standard örnek almaya
dayanır. Bu örnek sonuçlarının standardların gerektirdiği değerleri
sağlamaması durumunda yapı üzerinde deney yapma durumu ortaya çıkabilir.
Öte yandan yapıdaki betonun dayanımı üzerine, yerleştirme, sıkıştırma ve
kür koşullarının da önemli etkisi vardır; bu koşulların yeterliliği yine
yerinde deneylerle belirlenebilir. Belirli bir amaç için yapılmış yapının
kullanım şekli değiştirilmek istendiğinde, yapının var olan dayanımını
saptamak için yerinde deneyler yapılabildiği gibi, önemli bir hasara
uğramış, örneğin deprem görmüş yada aşırı yüklenmiş bir yapıda da aynı tür
deneylere gereksinme doğabilir. Yeni satın alınacak bir yapıyı, alıcı
denetlemek isteyebileceği gibi, sigortalanacak bir yapı için de benzer
talep sigorta şirketinden gelebilir. Yapıların yapım süreci içinde de
denetlenmesi gerekebilir; örneğin kalıp alma zamanını belirlemek yada
öngerilmeli elemanlarda gerilme uygulama zamanını saptamak amacı
ile.
4. Deney
Yöntemleri
Öncelikle söz
konusu yapının durumu görsel olarak incelenmelidir. Varsa çatlakların
yerleri, genişlik ve uzunlukları belirlenir ve olası nedenleri ele alınır.
Bu gözlemlerin ışığı altında yapının belirli elemanlarında yıkıntısız,
yıkıntılı ya da yarı-yıkıntılı deneyler gerçekleştirilebilir (Tablo
2).
Yıkıntısız
yöntemler olarak ultrases hızı ölçümü ve Schmidt çekici ile yüzey
sertliğinin ölçülmesi sayılabilir. Bu deneylerin maliyetleri düşük olup
hızlı sonuç verirler.
Yapıdan karot
çıkarma, söküp-çekme, saplama ve yükleme deneyleri yarı-yıkıntılı
yöntemlere girer. Karot alma ve yükleme deneylerinin maliyetleri daha
yüksektir, ayrıca yapıda bölgesel hasar oluştururlar. Söküp-çekme ve
saplama deneyleri ise sadece yüzeysel hasara neden olur.
Bazı
durumlarda yapının bir elemanı dayanımını yitirene kadar yüklenebilir. Bu
elemanlardan elde edilen taşıma kuvveti değerleri, yapının diğer
elemanlarının dayanımı hakkında bilgi verir. Özellikle prefabrike
elemanlarla üretilmiş yapılarda, bir elemanın yerinden sökülüp
laboratuarda denenmesi de söz konusu olabilir.
Tablo 2. Deney Yöntemlerinin
Karşılaştırılması
|
Deney
Yöntemi |
Maliyet |
Deney
Hızı |
Betona
Yaptığı Tahribat |
Betonu
Temsil Oranı |
|
Yıkıntılı
Yükleme Deneyi |
Yüksek |
Yavaş |
Tümüyle |
İyi
|
|
Maks.Yük
Deneyi |
Yüksek |
Yavaş |
Değişken |
İyi
|
|
Karot |
Yüksek |
Yavaş |
Orta |
Orta
|
|
Batırma |
Orta |
Hızlı |
Küçük |
Yüzeye
Yakın Bölge
|
|
Çekip-çıkarma |
Orta |
Hızlı |
Küçük |
Yüzeye
Yakın Bölge
|
|
Ultrases
Hızı |
Düşük |
Hızlı |
Yok |
İyi
|
|
Schmidt
Çekici |
Çok
Düşük |
Hızlı |
Yok |
Yüzey
Bölgesi |
5. Yerinde
Betonda Dayanımın Dağılımı
Yapıdaki beton
dayanımlarında farklılıklar beklenebilir. Dayanımlardaki dağılım malzeme
(beton) özelliklerinin değişmesinden kaynaklanabileceği gibi yerleştirme,
sıkıştırma ve kür koşullarının değişken olmasından da ileri gelebilir. Öte
yandan aynı elemanda yüksekliğe bağlı olarak farklı dayanımlar elde
edilebilir. Taze beton döküldüğünde iki olay gerçekleşir: a) Beton
içindeki su yükselir (terleme), b) Beton içindeki agregalar oturma
(çökelme) yapar. Her iki nedenden dolayı beton dayanımı yüksekliğe bağlı
olarak değişir. Alt kısımlar,üstteki taze betonun hidrostatik etkisi
nedeniyle de daha iyi
sıkışır ve dayanım yüksek çıkar. Üst bölümlerde ise terleme ve çökelme
etkisi ile iri agregaların altında hava cepleri oluşur, ayrıca su/çimento
oranı artar ve bu nedenlerle daha düşük dayanıma sahip olurlar. Alt ve üst
bölgeler arasındaki dayanım farklılığı en çok perde duvarlarda
gözlenirken, onu kirişler izler. Kolon ve döşemelerde ise en üst 1/4 lük
bölgede (döşemelerde üst 50 mm’de) dayanım düşüşü elde edilir
[3].
6. Karot
Sonuçlarının Değerlendirilmesi
Betondan karot
örnekler elmas uçlu silindirik bıçakların hızlı devirde döndürülmesi
sonucu kesilerek çıkarılır. Karot yatay doğrultuda alınabileceği gibi
(perde, kolon gibi elemanlar) düşey olarak da (döşeme) çıkarılabilir.
Karot çıkarma doğrultusunun, beton döküm doğrultusuna göre durumu karot
dayanımlarını etkiler: Ortalama olarak döküm doğrultusunda (düşey) alınan
betonların dayanımı, yatay doğrultuya göre %8 fazladır.
Karot
alınırken bazı durumlarda kaçınılmaz olarak donatı kesilebilir. Karot
içinde kalan donatıların, karot yüksekliğine dik olması gerekir. Ayrıca
donatı çapı, adeti ve uçlardan olan uzaklıkları dayanımı etkiler. Çok
fazla sayıda donatı içeren karotlardan elde edilen sonuçlar gerçekçi
değildir. Genel olarak karotta donatı bulunması dayanımı bir miktar
azaltacağından düzeltme faktörü (1’den büyük) ile çarparak karot
dayanımını düzeltmek gerekir.
Genellikle
karotların çapları ve yükseklikleri farklı uzunluktadır. Yükseklik/çap
oranı 1-2 arasında yer alır; 1’en küçük değerler istenmez. Farklı
yükseklik/çap oranındaki karot dayanımları eşdeğer küp dayanımına
dönüştürülebileceği gibi, karotlar yükseklik/çap oranı 1 olacak şekilde de
kesilebilir, ki bu durumda doğrudan eşdeğer küp dayanımı elde edilir.
Yükseklik/çap oranı 1’den farklı silindir numune (karot) dayanımları
eşdeğer küp dayanımına dönüştürülmek için değişik bağıntılar
kullanılabilir; İngiliz Standartları (BS 1881) aşağıdaki bağıntıyı
önerir:
(1)
Burada A bir
katsayı olup düşey doğrultuda alınan karotlar için 2.3 ve yatay doğrultu
için ise 2.5 olarak önerilir.
Karot dayanımı
üzerine karot çapının da etkisi vardır. Genel olarak karot çapının,
maksimum agrega çapının 3 katından büyük olması istenir. Bu nedenle, maks.
agrega çapı 31.5 mm olan bir betondan 100 mm ya da daha büyük çaplı karot
almak uygundur. Öte yandan bazı standartlar (örneğin İsviçre) daha küçük
çaplı (50 mm) karotlara da izin vermektedir. Karot çapının küçülmesi bazı
kaynaklara göre dayanımı arttırırken, diğer kaynaklar ise tam tersini
ileri sürmektedir. Ancak, karot çapı küçüldükçe, dayanım değerlerindeki
dağılımı büyüdüğünden alınacak örnek sayısını artırmak gerekir.
TS 10465
“Beton Deney Metodu, Yapı ve Yapı Bileşenlerinde Sertleşmiş Betondan
Numune Alınması ve Basınç Mukavemetinin Tayini (Tahribatla Metot)”
Standardı yapıdan alınan karotun çapının, betonda kullanılan iri agreganın
maksimum çapının en az 3 katı büyüklükte, ve kesme ve düzeltme
işlemlerinden sonra karot yüksekliğinin çapına eşit (h=d) olacak şekilde
karot alınmasını öngörmektedir. Aynı standard, karot sayısının, beton
imalatı sırasında alınması gereken örnek sayısına benzer şekilde ya her 50
m3 için 3 adet, ya da her kat için 3 adet olarak belirlenmekte
ve BS 25’den daha yukarı beton sınıfları için sayıyı 2 katına
çıkarmaktadır. Betonun maksimumn agrega boyutunun 16 mm den büyük ve karot
çapının 100 mm den küçük olması durumunda örnek sayısının 3 katına
çıkarılması istenmektedir.
Dayanım
değerlerini değiştiren bir etken de karotun nem durumudur. Suya doygun
durumdaki betonların dayanımları kuru duruma göre %10-15 düşük çıkabilir.
İngiliz standartları karotların suya doygun durumunda denenmesini
isterken, TS 10465 standardı hava kurusu olmasını belirtmektedir.
7. Yıkıntısız
Deney Yöntemleri [4]
Yıkıntısız
yöntemler genellikle dolaylı olarak basınç dayanımının hesaplanmasına
olanak verir. Burada betonun yüzey sertliği, batmaya gösterdiği direnç
veya geri tepme gibi özelliklerinden birisi ölçülerek, bu özellik ile
basınç dayanımı arasında istatistiksel ilişki kurulur. Bu amaçla,
dayanımları geniş bir aralıkta değişen yeterli sayıda beton karışımı
üretilir. Bu karışımlardan alınan beton örnekleri üzerinde söz konusu
özellik ölçülür, ayrıca aynı örnekler üzerinde veya aynı betondan alınmış
silindir (veya küp) şeklindeki örnekler üzerinde basınç deneyi uygulanır.
Böylece ölçülen özellik değerleri ile bunlara karşılık gelen basınç
dayanımları arasında regrasyon bağıntıları araştırılır.
7.1. Schmidt
Geri Tepme Yöntemi
En yaygın
olarak kullanılan bir yöntemdir, ancak deney sonuçlarına yüzeyin
düzgünlüğü, örnek büyüklüğü, beton yaşı ile karbonatlaşma miktarı, nem
oranı, agrega ve çimento cinsi gibi değişkenler etken olabilir. Bu
yöntemde ± %25 dolayında hata beklenebilir [5].
7.2. Windsor
Batırma Yöntemi
Bu yöntemde
6.3 mm çapında ve 79.5 mm uzunluğunda bir prob beton yüzeyine uygulanarak
oluşturduğu iz ölçülmektedir. Sonuçların agrega cinsine göre düzeltilmesi
gereken bu yöntemde ± 8 MPa’lık hatalar yapılabileceği belirtilmiştir
[7].
7.3. Ultrases
Hızı Ölçümü Yöntemi
Beton içinde
yayılan ultrases dalgalarının hızını ölçmeye dayanan bu yöntemde, betonun
hava içeriği ve agrega cinsi sonuçlar üzerinde etkilidir. Ayrıca betonun
yaşı, yüzey nem durumu, agrega/çimento oranı ve deney yapılan bölgedeki
çelik donatıların konumu sonuçları değiştirilebilir. Bu yöntemde hata payı
± %20 dolayındadır [5].
7.4. Sökme
(Çekip-Çıkarma) Yöntemi
Literatürde
“Pullout test” olarak adlandırılan bu yöntemde alt başlığı genişletilmiş
konik şekilli metal parçalar beton içine taze iken yerleştirilir, daha
sonra istenilen günde özel bir alet kullanılarak sökmek için uygulanan
kuvvet belirlenir. Alet ve betona gömülen parçalar ASTM C900-78T
standardında belirtilmiştir. Son yıllarda Danimarka’da geliştirilen
Lok-Test aleti de kullanılmaktadır. Sökme deneyinde betonun kayma etkisi
altında kırıldığı belirtilmektedir [5], böylece yapı yerinde betonun
doğrudan kayma dayanımı ile ilintili bir değer elde edilir. Ayrıca bu
deney hem kısa sürede gerçekleştirilebilir, hem de tekrarlanabilirlik
özelliği gösterir. Sakıncalı yanı, beton yüzeyinden parça koparılması ve
bunun onarım gerektirmesidir, ayrıca deney parçalarının önceden beton
içine yerleştirilmesi planlanmış olmalıdır. Bu belirtilen sonuncu sakınca
yeni arayışlara yol açmış, seçenek olarak sertleşmiş betona delik açıp
içine dübel yerleştirilmesi ve bu dübeli sökme kuvvetinin belirlenmesi
önerilmiştir. Bu yöntem kendi içinde üç gruba ayrılır. İlkinde açılan
deliğe yerleştirilen dübel çekildikçe genişleyen, böylece delik
cidarlarına basınç uygulayan tipdedir. Deney sonunda beton kayma
dayanımını aşarak dayanımını yitirmektedir. Sökme sonuçları dağılım
göstermekle birlikte umut verici görülmektedir [8]. İkinci yöntemde
yerleştirilebilen dübelin iç parçasının belirli bir burulma momenti
uygulanarak döndürülmesi, böylece deliğin iç cepelerine basınç yapılması
gerekir. Ancak bu momentin değişken olması ve sonuçların çok dağılım
göstermesi yöntemin uygulanabilirliğini sınırlamıştır. Açılan deliğe bir
civatanın epoksi kullanılarak yapıştırılması ve sertleştikten sonra
sökülmesine dayanan üçüncü yöntem epoksi cinsi, kür süresi, delik ve
civata çapı gibi etkenlere bağlıdır. Bunların standartlaştırılması
durumunda betonun çekme-kayma etkisi altında dayanımını yitirdiği bu
yöntemler uygulanabilir görülmektedir [8].
7.5.
Eğip-Kırma Yöntemi
Beton içine
taze iken yerleştirilen ince cidarlı boru şeklindeki plastik kalıplar,
beton sertleştikten sonra çıkarılmakta ve beton içinde, kütle betonundan
bu kalıp yardımıyla ayrılmış, ancak alt yüzeyi kütle betonuna birleşik
durumda olan bir silindir oluşmaktadır. Daha sonra bu silindire, yan
yüzeyinin üst başlığına yakın noktasından yükleme hücresi yardımıyla itme
kuvveti uygulanır ve betonun eğilme etkisi ile kırılmasına neen olan
kuvvet belirlenir. Özellikle yol ve havaalanı betonlarında eğilme
dayanımını belirlemeye yönelik kullanılabilir [5].
8. Yıkıntısız
Deney Sonuçlarının Değerlendirilmesi
- RILEM Yöntemi
Betona
uygulanan birden fazla sayıdaki yıkıntısız yöntem sonuçlarının birarada
değerlendirilmesine dayanan bu yaklaşımda en çok ultrases hızı ve
Schmidt geri tepm sayıları kullanılmaktadır. Facaoaru’nun [9]
geliştirdiği ve RILEM [10] tarafından da önerilen bileşik yöntemde önce
standard beton denilen ve çimento cinsi ve dozajının, agrega cinsinin,
0-1 mm arasındaki ince agrega miktarının, en büyük agrega boyutunun
sabit tutulduğu, buna karşılık su/çimento oranı, saklama koşulları,
sıkıştırma şekli ve beton yaşının değişken tutulmasıyla beton
dayanımlarının yeterince geniş bir aralıkta değiştiği karışımlar
hazırlanır. Her bir karışımdan alınan örnekler üzerinde ultrases hızı,
Schmidt geri tepme sayısı ve basınç dayanımloarı belirlenerek aralarında
ikili regrasyon bağıntısı hesaplanır. Sonra bu bağıntı üzerine çimento
cinsinin, dozajın, agrega cinsinin, ince agrega (0-1 mm) oranının ve
beton katkı maddelerinin etkisini araştırmak için yeni karışımlar
hazırlanır. Bileşimdeki her bir değişkenin etkisi “etkinlik katsayısı”
yardımıyla hesaplanır; sonuçta standard betondan farklı bileşimdeki bir
betonun toplam etkinlik katsayısı (teorik)
(2)
şeklini
alır. Burada denklemin sağ yanındaki katsayılar sırasıyla çimento
cinsinin, dozajının, agrega cinsinin, ince agrega oranının ve beton
katsayısının etkisini simgelemektedir.
Eğer
betondan karot alınmış ise karot dayanımı o bölgede yıkıntısız deney ile
elde edilen tahmini dayanıma oranlanarak “deneysel etkinlik katsayısı”
elde edilir. Bir betonda teorik ve deneysel etkinlik katsayıları
belirlenmiş ise, ortalama etkinlik katsayısı
Cort = (Cteo
+ 2Cden) / 3 (3)
Bağıntısından
hesaplanabilir.Sonuçta, standard betondan farklı bir beton üzerinde
yapılan yıkıntısız deney sonuçları önceden çıkarılmış regrasyon
bağıntısında yerine konarak bir dayanım değeri kestirilir, sonra bu
değer etkinlik katsayısı (deneysel veya teorik, ya da her ikisinin belli
oranda yer aldığı karma etki) ile çarpılarak kesin sonuç
hesaplanır.
- Regasyon
Yöntemi
Elde çok
sayıda karot sonucu ve karot alınan bölgede yapılan yıkıntısız deney
sonucu bulunması durumunda, beton karot basınç dayanımı ile yıkıntısız
deney sonucu arasındaki ilişkiyi veren eğriler elde edilebilir. Bu
amaçla, deney sonuçlarının belirli bir basınç dayanımı aralığını
kapsıyor olması gerekir. Deneysel noktalar arasından en küçük kareler
yöntemi ile bir regrasyon doğrusu, genellikle lineer bir eğri geçirmek
uygun olur. Daha sonra yapı üzerinde gerçekleştirilen yıkıntısız deney
sonuçları, bu ilişki ile basınç dayanımlarının tahmininde
kullanılabilir.
- TS 10465 Yöntemi
TS 10465
Standardı, Schmidt çekici okumaları ile basınç dayanımı arasındaki
ilişkinin çıkarılmasını ele almıştır. Bu standardda, ilişkinin eğimi 2
olan bir doğru olduğu varsayılmıştır. Buna göre, karot basınç dayanımları
(eş değer küp dayanımları) ordinatta ve karotların alındığı bölgede karot
alınmadan önce gerçekleştirilen Schimidt okumaları apsiste yer alacak
şekilde grafikte gösterilir. Daha sonra, eğimi 2 olan bir referans
doğrusu, schmidt okuması en büyük olan noktadan geçecek şekilde paralel
olarak ötelenir ve bu doğrunun denklemi çıkarılır. Sadece Schmidt
okumalarının yapıldığı elemanlar için basınç dayanımının tahmininde bu
çıkarılan denklem kullanılır.
TS 10465 deney
sonuçlarının toplu değerlendirilmesinde iki yöntem
önerilmiştir:
a)
İstatistiksel olmayan yöntem
Karot
sonuçlarının ve yıkıntısız deney sonuçlarının sayı olarak yeterli olmaması
durumunda bu yöntemin kullanılması önerilmektedir. Her sınıf beton için
bir seri dayanımı (mukavemeti) tanımlanmıştır:
Seri dayanımı=
Eşdeğer küp dayanımı +3 N/mm² (4)
Örneğin BS 20
sınıfı için eşdeğer küp dayanımı 25 ve seri dayanımı 25+3=28 N/mm²
olmaktadır. Yapıda elde edilen eşdeğer küp dayanımlarının
ortalaması
Ortalama
dayanım>0.85 seri dayanımı (5)
ve En Küçük
Tek Değer (dayanımları en küçük değeri)
En KüçükTek
Değer > 0.85.eşdeğer küp dayanımı (6)
koşullarını
sağlamalıdır.
b)
İstatistiksel Değerlendirme
Standard
12’den fazla sayıda karot sonucu ya da 35’den fazla Schmidt okunması
bulunması durumunda bu yöntemin kullanılmasını önermektedir. Her bir
dönüştürülmüş küp dayanım sonucu fcküp ve tüm sonuçların
ortalaması fcküp,ort olduğuna göre sonuçların standard sapması
kolayca bulunabilir.
(7)
Burada n deney
sayısını göstermektedir. Bu durumda karakteristik
dayanım
Kar.dayanım =
fcküp,ort - k´ S.S > 0.85´ Eş değer küp dayanımı (belirli bir
sınıf için) (8)
Burada k
katsayısı deney sayısına (n) bağlı olarak değişmektedir. Örneğin n=12 için
1.95 olurken n>35 için 1.64 değerini almaktadır.
9.
Sonuç
Son Gölcük ve
Düzce depremleri, betonarme yapıların depreme dayanıklılıkları konusunda
Beton Özelliklerinin önemini ortaya koymuştur. Birçok yapının yıkılması,
ya da ağır hasar görmesinde beton kalitesinin yetersiz oluşu önemli etken
olarak gözlenmiştir. Genel olarak beton ile ilgili konular bir uzmanlık
alanıdır. Beton üretimi, bakımı, amaca uygun beton seçimi ve betonun
davranışı konuları belirli bir bilgi birikimini gerektirdiği gibi, mevcut
yapılarda kullanılan betonların özelliklerinin belirlenmesi de yine en az
bir önceki durum kadar bilgi ve deneyim gerektirir.
Betonarme
yapıların güçlendirilmesinde kullanılacak betonun kalitesi de büyük önem
taşır.Özellikle yeterli pas payı sağlanmalı, agreganın en büyük boyutu
donatı durumuna uygun olmalı, beton yerleştirilirken yeterli vibrasyon
uygulanmalı ve güçlendirilme için kullanılan betonun geçirimsizliğinden
emin olunmalıdır.
Betonun
dürabilitesi beton kalitesine bağlı olup, bileşen malzemeler (agrega,
çimento, su ve kimyasal ve mineral katkılar) ve karışım oranları, üretim
yöntemi, betonun taze halde iken korunması ve kürü gibi süreçler ile
servis durumunda çevre koşullları etkili olur.
Eğer beton
yukarıda belirtildiği gibi uygun bir biçimde üretilmiş ve kür uygulanmışsa
dürabilitesinden söz edilebilir. Bunun anlamı şöyle özetlenebilir: i)
Amaca uygun malzeme seçimi, ii) Standardlara uygun kaliteli malzemelerin
kullanılması, iii) Su da dahil olmak üzere malzemelerin uygun bileşim ve
betonun uygun biçimde karıştırılması, iv) Minimum su kusma ile sağlanan
uygun sıkıştırma, v) Betonun olgunlaşmasını sağlamak için yeterli kür ve
vi) İlk sertleşme sürecinde beton içindeki yüksek sıcaklık ve sıcaklık
farklarından kaçınmak.
Kaynaklar
- Taşdemir, M.A., Taşdemir,
C., Akyüz, S., Jefferson, A. D., Lydon, F.D. and Barr, B.I.G.,
“Evaluation of Strains at Peak Stresses in Concrete: A Three Phase
Composite Model Approach”, Cement and Concrete Composites, 20, 1998,
pp.301-318.
- Taşdemir, M.A., Özkul, M.H. ve
Atahan, H.N., “ Türkiyedeki Son Depremler ve Beton”, II.Ulusal Kentsel
Altyapı Sempozyumu, İMO, Adana, 1999, s. 9-19.
- Maynard, D.P. and Davis,
S.G., “The Strength of In-Situ Concrete”, Structural Engineer, 52,
No.10, 1974, pp.369-374.
- Özkul, M.H.,
Tercümanoğlu, B., Can, M. ve Atayurt, R., “Yapı Denetiminde Yıkıntısız
Yöntemler”, Türkiye İnşaat Müh. XII. Teknik Kongre Bildiriler Kitabı,.
1993, pp.495-510.
- Malhotra, V.M. and
Carette, G.G., “In Situ Testing for Concrete Strength”, CANMET Report
79-30, May 1979, 20 p.
- Bickley, J.A., “The
Evaluation and Acceptance of Concrete Quality by In-Place Testing”, in
In Situ/Nondestructive Testing of Concrete, ACI Publication SP-82, 1984,
pp.95-109.
- Keiller, A.P., “Assessing
the Strength of In Situ Concrete”, Concrete International, February
1985, pp.15-21.
- Mailhot, G., Bisaillon,
A., Carette, G.G., and Malhotra, v.m., “ In-Place Concrete Strength: New
Pullout Methods”, ACI Joornal, Dec. 1979, pp.1267.
- Facaoaru, I.,
“Non-Destructive Testing of Concrete in Romania”, Proc.Symp.Nondest
Testing of Concr. Timb., Inst. Civil Eng., London, 1969,
pp.23-33.
- “Rilem Tentative
Recommendation for In Situ Concrete Strength Determination by
Non-Destructive Combined Strength Determination by Non-Destructive
Combined Methods”, Rilem 43 CND (2nd Draft), Athends, April
1981.
|