|
YAPILARIN DENETİMİ, YAPILARIN DEPREMDE DAVRANIŞLARI VE
GÜÇLENDİRİLMESİ
Prof.Dr.Yusuf Hatay Önen
İstanbul Kültür Üniversitesi, Mühendislik ve
Mimarlık Fakültesi
ÖZET
Yapı denetimi ve
kalite kontrolu deprem bölgelerinde ve dışında kalan yapılarda
yapısal hasarları ve can güvenliğini önlemede birincil koşul
olmalıdır. Ayrıca yapıların amaca uygun olarak güçlendirilebilmesi
için yapısal davranışın iyi bilinmesi gerekir. Çerçeve yapılarda
dolgu duvarların deprem sırasında bir “fiktif basınç çubuğu” olarak
davranması yapı ve can güvenliği açısından çok
yararlı olmaktadır. Dolgu duvarların çevre kolonlarına kamalarla
bağlanarak yapının rijitliğine katkısı sağlanmalıdır.Yapıların
güçlendirilmelerinde deprem perdelerinin yapıya eklenmesinin en
etkili çözüm olduğu görülmektedir. Bu nedenle, depremde en fazla
hasar gören çıkmaların takviyelerinde çıkmaların altlarına betonarme
perdeler ilave edilmesi de en akılcı çözüm olarak görülmektedir.
Yeni teknoloji ürünü karbon lifli malzemelerin güçlendirme amacıyla
kullanılmasında çok dikkatli davranmalıdır. Kolonlarda etriye
sıklaştırması ve sarma bölgelerinde etkili olan bu malzemelerin
kirişlerde takviye amacıyla kullanılırken beton sınıfının en az C 17
olmasına özen göstermeli ve güçlendirme detayları iyi
çözülmelidir.
I-
GİRİŞ :
Son yaşanan deprem felaketi
göstermiştir ki, kötü beton ve işçilik kalitesi ile olumsuz
etkileşen çevre ve zemin koşulları da yapıda en az deprem kadar
hasar meydana getirebilmekte ve hatta
yapılarda kısmi hasara ve tamamen yapının göçmesine neden
olabilmektedir.
Yapı ve can güvenliği
açısından deprem kadar önemli olan donatının korozyonuna karşı
hiçbir önlem alınmadığı ve bu bağlamda beton kalitesine ve donatı
pas paylarına yeteri kadar özen gösterilmediği bilinmektedir. Bu
durumlarda korozyon nedeniyle donatı hacmi artmakta, kesiti
azalmakta ve hatta yok olmaktadır. Beton kalitesinin zayıf oluşu
nedeniyle de zaten az olan beton örtüsü parçalanmakta ve su basman
seviyesi altındaki kısa kolonlar aniden düşey yer değiştirmeye
uğrayarak yapıların göçmelerine neden olmaktadır.
Depremde yapıların en çok
hasar gören yerlerinin başında çıkmalar gelmektedir. Deprem
sırasında fazla salınım yapan bu kısımların sonradan
güçlendirilmelerinde de hem yasal açıdan hem de yapısal açıdan büyük
sorunlar yaratmaktadır. Yeni yapılarda en iyi çözüm, rant kaygısını
bir tarafa bırakarak imar yönetmeliklerinde çıkmaların yasaklanması
olarak görülmektedir. Hasar görmesi doğal olan bu çıkmaların
güçlendirilmesi için, çıkmaların altlarına perde duvarlar
yapılması en iyi çözüm olarak görülmektedir. Bu çözüm ise belediyelerde
şu anda yürürlükte olan imar yönetmelikleri açısından büyük sorunlar
yaratmaktadır. İşin içinde can güvenliği olması nedeniyle
halihazırda güçlendirmesi yapılacak eski binalarda bir istisna
yaratılarak gerekli düzenlemeler yapılıp çıkmaların altına perde
duvar yapılmasına izin verilmelidir, bazı belediyelerin buna izin
verdikleri bilinmektedir.
Yapıların güçlendirilmesi
sırasında onarım ve güçlendirme arasındaki fark iyi anlaşılmalıdır.
Onarım yapıyı eski haline getirmek, güçlendirme ise yapıyı eski
durumundan daha da güçlü hale getirmektir. Çatlakların reçine ile
doldurulması bir onarım işi, yapıya deprem perdelerinin eklenmesi ve
kolonların mantolanması ise bir güçlendirme işlemidir.
Yapıların güçlendirilmesinde yapının deprem sırasındaki davranışı göz
önünde tutulmalıdır süneklik kavramı iyi anlaşılmalıdır. Güçlendirme
de en etkili yolun deprem perdelerinin yapıya eklenmesinin en iyi
yol olduğu bilinmelidir. Güçlendirme de betonarme, çelik ve
karbon lif lerinden yapılmış bez, laminat ve karbon çubuklar
gibi çeşitli malzemeler kullanılabilir. Ancak, bu malzemeler
kullanılırken gelişigüzel kullanılmamalıdır. Yapının davranışı,
sünekliği, yapıda eskiden kullanılan malzeme ile güçlendirme için
kullanılacak malzemenin fiziksel ve mekanik özellikleri örneğin
elastisite modülü-basınç ve çekme dayanımları göz önünde
bulundurulmalıdır.
Bu sunuşta, yukarıdaki paragraflarda değinilen
konular sırasıyla ele alınacaktır.
II- YAPILARIN DENETİMİ
:
Yapıların statik ve betonarme
hesapları ile proje ve detayları ne kadar düzeyli olursa olsun,
inşaat sırasında imalatların denetimine özen gösterilmediği
takdirde, bu tür yapılarda yapısal hasarlar için deprem beklenmesine
gerek kalmayacağı açıktır. İmalatlardaki işçilik
kusurları ve denetim yetersizliği de deprem hasarları kadar önemli
hasarlar doğurmakta, yapıların kısmen veya bütünüyle göçmesine neden
olabilmektedirler.
 Fotoğraf
1
Fotoğraf 1. de görülen kolonda C 18 betonu S 420
çeliği kullanılmaktadır. Kolon başının kalıp alındıktan sonraki
durumu, işçilik ve denetimin ne kadar kötü olduğunu anlatmaya gerek
bırakmamaktadır. Kolonun bu kısmı hangi türden kaliteli bir
malzemeyle onarılırsa onarılsın artık bu yapının güvenliğinden söz
edilemez.
 Fotoğraf 2
Fotoğraf 2. de ise yine aynı
malzemenin kullanıldığı aynı yapıdaki bir kiriş görülmektedir. Kolon
kiriş birleşim yerinde etriyelerin durumu ve betondaki boşluklar
başka bir açıklamaya yer bırakmamaktadır. Siz hangi malzemeyi
kullanırsanız kullanın, işçilik ve denetim kalitesi iyi olmadıktan sonra
bu yapının güvenliği tehlikede sayılır.
 Fotoğraf 3
Fotoğraf 3. de ise , aynı yapıdaki birinci kat
kolonlarından birisi görülmektedir. 25 cm/ 35 cm kesitindeki kolonun
¼ ü boştadır ve alt ve üst kat kolonlar arasında bir süreksizlik söz
konusudur. Dolayısıyla bu kolonun da güvenliğinden söz edilemeyeceği
gibi bu yapının hasar görmesi için depremi beklemeye de hiç gerek
kalmamaktadır.
Bu örnekleri çoğaltmak olasıdır.
Baca imalatlarındaki işçilik
hataları bile bacaların depreme gerek kalmaksızın bir orta
şiddetteki rüzgarda yıkılmalarına neden olmaktadır. Fotoğraf 5. ve
6. de bu durum açıkça görülmektedir. Yeni yapılmakta olan bir baca
orta şiddetteki bir rüzgarla hemen yıkılmaktadır. Bu durumun çatıya
verdiği zararı ve yıkılma yönünün diğer tarafa olması durumunda
insanlara verebileceği zararı tahmin etmek hiçte zor değil. Deprem
sırasında olacakları da kolayca öngörebiliriz.
| Betonarme bir yapı için en kötü çevre koşulları, zemin
ve çevredeki aşırı tuz oranı, aşırı sıcaklık ve nem olarak özetlenebilir. Böyle bir çevre
ile kötü inşaat uygulamaları ve zayıf beton imalatını etkileşimi sonucu,
betonda karbonlaşma, sülfat tuzlarının betona hücumu sonucu
donatının koruyucu beton örtüsü pas payının ayrışması, klorun
donatıya hücumu ve ortamdaki oksijenle birlikte donatının
paslanmasına yani korozyon‘una neden olmaktadır (5,6,7).
Kesitlerini kısmen veya tamamen kaybeden boyuna donatı ve
etriyeler, yük taşıma özelliklerini kaybederek aniden
burkulmakta ve betonarme bir yapının kısmen veya bütünüyle
göçmesine neden olabilmektedir. Böyle bir durum Fotoğraf 4. da
görülmektedir. Su basman seviyesi altında kalan kısa kolonun
donatısının korozyon nedeniyle yok olan etriye ve kesiti
yetersiz hale gelen boyuna donatının kötü kalitedeki betonu patlatarak aniden
burkulması ve yapıda meydana gelen ani düşey yer değiştirme
yapının yıkılmasına neden olmuştur. Yapı denetiminin ve kalite
kontrolunun önemini burada bir kez daha vurgulamakta yarar
var. Bu gün deprem bölgesinde bu sorunun en az deprem
hasarları kadar önemli bir sorun olduğunu unutmamak gerekir.
Korozyona ve ondan doğacak yapısal hasarlara karşı önlemlerin
hızlı bir şekilde alınması gerekmektedir. |
 |
| |
Fotoğraf
4 |
Korozyonun önlenebilmesi için
beton kalitesine önem verilmeli, yapıda işçilik iyi denetlenmeli,
pas payı yapının bulunduğu çevreye göre en az TS 500 değerlerinde
tutulmalı ve gerekirse paslanmayı önleyici beton katkı maddeleri
kullanılmalıdır (3). Ancak kullanılan diğer katkı maddelerinde klor
olmamasına veya belirli değerlerin altında tutulmasına özen
gösterilmeli ve bu değerler ilgili Türk Standartlarında açıkça
belirtilmelidir. Hatta su basman seviyesi altında zeminle temasta
bulunan yapı elemanlarında gerekli yalıtımlar yapılmalı, en az BS 25
betonu kullanılmalı ve pas payı da en az 50 mm olmalıdır. Ayrıca
donatı korozyona karşı kimyasal maddelerle kaplanmalıdır .
Dolgu için kullanılacak malzemenin sülfat tuzları ve klor
içermemesine özen gösterilmelidir.
III- YAPILARIN DEPREM SIRASINDA
DAVRANIŞI :
Deprem sırasında hasar görmüş
bir yapının güçlendirilme projelerinin iyi hazırlanabilmesi için
yapıların depremde davranışlarının iyi bilinmesi gerekmektedir.
Yapının davranışına bakılarak statik ve betonarme hesaplarda o an
dikkate almayı düşünemediğimiz bazı konulara çözüm getirebilir ve
çok basit yerlere ilave donatılar konularak bir çok sorun
çözülebilir.
Yapının deprem sırasındaki
davranışını göstermek için Şekil 1. deki yapı seçilmiştir.

Bu yapı 2 katlı betonarme ve çelik kompozit bir
yapıdır. Deprem sırasındaki davranışı ise Şekil 2. de görülmektedir.
Deprem kuvvetlerinin etkisi
altında, yapı sanki dans etmektedir. Şekilde gösterilmemesine karşın
eğer yapıda çıkmaların olduğu düşünülürse, çıkmaların ne kadar fazla
salınım yapacağı da apaçıktır. Yapının bu davranışına bakılarak,
burulmanın çok önemli bir sorun olarak ortaya çıktığı
görülmektedir. Taşıyıcı sistemde ve donatı detaylarında gerekli
önlemler alınmadığı takdirde kolonların burulmanın etkisiyle
kesileceği ve yapının göçeceği açıktır. Deprem bölgelerinde görülen
hasarların bir kısmı böyle gelişmiştir. Yapının Şekil
2. deki davranışına bakılarak, deprem sırasında yapının burulması
sonucu mimari mekanların kolayca yer değiştirebileceği anlaşılır.
Kurtarma çalışmaları sırasında bu durumla çok sık
karşılaşılmıştır.
Yapının Şekil 2. de
gösterilen davranışı yapabilmesi için belli bir “süneklik”
göstermesi gerekir. Deprem sonrası çok sık konuşulmaya başlayan
“süneklik” tanımını çok basit bir şekilde yapılmasında yarar var.
Yapı deprem kuvvetlerinin belli bir değerine kadar doğrusal elastik
yer ve şekil değiştirme gösterir Şekil 3..

Doğrusal elastik yer değiştirme d e olarak
belirlensin. Deprem
kuvvetlerinin belli bir değerinden sonra betonda çatlama, donatıda
akma başlar ve yapı doğrusal olmayan bir davranış gösterir. Buna
plastik yer-şekil değiştirme denir. Yük-yer değiştirme grafiği artık
eğridir. Bu doğrusal olmayan yer değiştirmeye de plastik yer
değiştirme d p denir Şekil 3. Diğer bir
anlatımla yapıların kendilerine etkiyen dış yükler altındaki
davranışları elasto-plastiktir “Süneklik”, yapının gösterdiği
doğrusal olan elastik yer değiştirme ile doğrusal olmayan plastik
yer değiştirmelerinin toplamının, yapının doğrusal elastik yer
değiştirmesine oranıdır. Bunun en az 2 civarında olması gerektiği
ortadadır. Bu oranı arttırmak ve daha yukarılara çıkartılarak süneklik
düzeyi yüksek yapılar elde etmek olasıdır. Yalnız 1997 deprem
yönetmeliğindeki katlar arası göreceli yer değiştirme
sınırlamalarına uyulmak ve hesaplarda yer değiştirmelerin de göz
önüne alındığı doğrusal olmayan (non-linear) hesap yapılması gerektiği
açıktır (3,4). Süneklik oranı arttıkça yapıda taşıyıcı olmayan yapı
elemanlarının da hasar görebileceğini unutmamak gerekir. Yapıda
sünekliği arttıran veya azaltan etmenlere çok dikkat etmek gerekir.
Etriyelerin kapalı olması ve sarılma bölgelerinde etriye
sıklaştırılması, kirişlerde basınç donası konulması “ sünekliği
attırırken”, gereğinden fazla çekme donatısı kullanılması “sünekliği
azaltan” en büyük etmenler olarak göz önünde
tutulmalıdır.
Deprem bölgelerinde bir çok
yapının tümüyle göçmesini engelleyen en büyük etmenlerden birisi
olarak gözlemlenen dolgu duvarların deprem kuvvetleri altında nasıl
davrandığı Şekil 4. de gösterilmiştir.

Dolgu duvarlar deprem kuvvetleri altında bir
“fiktif basınç çubuğu” oluşturmaktadır. Yapıda yük dağılımını
etkileyerek yapıyı rahatlatmaktadır. Bu “ fiktif basınç çubuğu” nu
genişliği Şekil 4. de gösterildiği gibi yaklaşık olarak 0.35*(kat
yüksekliği), kullanılan tuğlaya bağlı olarak elastisite modülü 35000
kgf/cm2 ve basınç dayanımıda 60-70 kgf/cm2 alınarak hesaplarda göz
önüne alınabilir (Şekil ve değerler Prof. A. Çakıroğlu’na aittir).
Ayrıca, duvarların kolonlara düşeyde her üç sıra tuğlada bir 16 mm
lik donatılarla kamalanması ise yapının rijitliğini oldukça
arttırmakta ve ayrıca duvarların deprem sırasında aniden
yıkılarak can kaybına neden olması önlenmektedir.
IV- YAPILARIN
GÜÇLENDİRİLMESİ :
Hasarsız veya hasarlı
yapıların güçlendirilme yöntemleri artık iyice bilinmektedir. Bu
konuda tek eksiklik güçlendirme konusunda bir standardın
olmayışıdır. Bu eksikliğin yakın bir gelecekte giderilebileceğini
umut edebiliriz. Yapıların güçlendirilmesi sadece deprem sonrası
hasar gören yapılar için değil, aynı zamanda kullanım amacı değişen
ve özellikle korozyon nedeniyle taşıma gücünü kaybetme
tehlikesiyle karşı karşıya gelen yapılar içinde gereklidir. Güçlendirme
için betonarme, çelik ve yeni teknoloji ürünleri olan karbon lif ve
çubukları kullanılabilir. Depreme karşı güçlendirmede en iyi
yöntemin betonarme deprem perdelerinin yapıya eklenmesi olduğu
anlaşılmaktadır. Gerektiğinde kolonların mantolanmasından da
yararlanılabilir. Burada detaya girmeye gerek yoktur ancak
uygulamada döşemelerden ve kirişlerden kat seviyelerinde deprem
perdelerine yatay yük transferinin sağlanması için Şekil 5. de
işlemin yapılmasında yarar görülmektedir. Perde duvarın ilintili
olduğu kolonlardaki beton dayanımına bağlı olarak bu kolonlarda
genişletilerek perde başlığı gibi kullanılabilir.

Yapılarda, yapı kullanım
alanını arttırmak amacıyla yapılan çıkmaların deprem sırasında çok
hasar gördüğü görülmüştür. Bu tür açık ve kapalı çıkmalar can ve
yapı güvenliği için büyük risk taşımaktadır. Bu nedenle bunlara imar
yönetmeliklerinde izin verilmemelidir. Hasar görmüş ve ya görmemiş
olan bu tür çıkmaların deprem riskini ortadan kaldırmak için
yine en iyi çözüm, bu çıkmaların altına betonarme deprem
perdelerinin ilave edilmesidir. Bu çözüm ise belediyelerin bir
kısmında kabul görmekte, bir kısım belediyeler ise rant kaygısıyla
buna izin vermemektedir. Bu durum yasal bir durum ortaya
çıkartmaktadır. Bu sağlanamıyorsa, çıkmaları taşıyan kolonlar perde
haline getirilerek, çıkmaların buralara art-germe ile yük aktarması
sağlanabilir.
Kolon mantolamalarında kolon kesitleri her iki yönde
30 cm genişletilme durumunda kalındığı için mimari açıdan oldukça
yer kaybına uğranılmakta ve bazen de yapı fonksiyonunu
yitirmektedir. Bu durumlarda yapıya yeteri kadar deprem perdeleri
eklendikten sonra, kolonların güçlendirilmesi için, hasarlı kolonlar
çatlakları doldurulup tamir harçlarıyla onarılıp eski haline
getirildikten sonra karbon lif ve karbon çubuklarla takviye
edilebilirler (1,2). Bu durumda hem yer kaybı önlenmiş olur hem de
takviye işlemleri yapıya fazla zarar vermeden kısa sürede
bitirilebilir. Proje, uzmanına yaptırılmalıdır ve aşağıdaki konulara
dikkat edilmelidir.
- Karbon liflerinden yapılan
bezler, laminatlar ve 7.5 mm çaplı karbon çubuklar sadece lif
doğrultusunda kuvvet aktarırlar ve yalnızca çekme kuvvetine
çalışır, basınç dayanımları ihmal edilirler. Bu nedenle bunlar
eğilme donatısı ve kayma donatısı olarak kullanılabilirler.
Karakteristik çekme dayanımları betonarme çeliğinin cinsine göre
6-10 katı kadardır. Yapışma yüzeyi olan beton dayanımına bağlı
olarak 2 ile 5 arasında bir malzeme katsayısı düşünülmelidir.
Elastisite modülleri ise çeliğe oldukça yakın olup, yüksek
elastisite modüllü olanları da vardır. Yüksek elastisite modüllü
olanlar sehim kontrolu gereken yerlerde kullanılabilirler.
- Kolonlarda
özellikle dairesel ve kare kolonlarda etriye olarak kullanılması
durumunda oldukça etkilidir. İTÜ yapılan deneyler bunu
doğrulamaktadır. Özellikle kolon kiriş birleşim yerlerinde kolon
uçlarında sarma bölgelerinde kolon beton dayanımına bakılmaksızın
kullanılabilir. Lif doğrultusu kolon eksenine dik
olmalıdır.
- Kolonlarda eğilme donatısı olarak kullanılacak karbon lifleri, laminat
ve karbon çubukların önce kolon ekseni boyunca lifleri
doğrultusunda yapıştırılmalı, daha sonra da etriye gibi lifleri
kolon eksenine dik olacak şekilde özellikle kolon uçlarında en az
iki kat sarılmalıdır. Kirişlerden kolonlara moment aktarılmasının
sağlanması için en az L 120*120*10 mm lik köşebentlerle ankrajı
yapılmalıdır ve İTÜ de yapılan deneysel çalışmalar da bunu
desteklemektedir. Özellikle prefabrik sanayii yapılarında
kolon-temel birleşim yerlerinin güçlendirilmesinde ve
depremde en az hasar görmesinde bu tür detayların büyük yararı
olacağı açıktır , Fotoğraf 7.
 Fotoğraf-7
- Kirişlerde de ve
döşemelerde eğilme donatısı ve kirişlerde ayrıca kayma donatısı
takviyeleri için kullanılabilirler. Hesap yöntemleri TS 500/ Şubat
2000 dekilerin aynısıdır, sadece ilave olarak karbon liflerin
mazleme özellikleri kullanılacaktır. Ancak karbon liflere yük
transferi yapışma yüzeyinin beton dayanımına bağlı olduğu için C
17 sınıfı beton dayanımı altındaki kirişlerde
kullanılmamalıdır. Aksi takdirde uçlarda beton yüzeyin kopmasına
neden olur. Etriye olarak kullanılması durumunda kayma kuvveti
transferinin tam sağlanması için Şekil 6. da gösterilen
detaylardan birisi kullanılmalıdır.

Eğilme
donatısı olarak kirişlerin alt yüzeylerine , lifleri kiriş
ekseni doğrultusunda yapıştırılan karbon lif veya laminatlar
uçlarında U şeklinde 50 cm genişliğinde sarılmalıdır. Döşemelerde
eğilme donatısı takviyesi için ise döşeme alt yüzeylerine
yapıştırılırlar, böyle bir yapının kalıp planı ve yapıştırılan
karbon lifleri Şekil 7. de gösterilmiştir.
V- SONUÇ :
Yapıların statik ve betonarme hesapları ile proje ve
detayları ne kadar düzeyli olursa olsun, inşaat sırasında
imalatların denetimine özen gösterilmediği takdirde, bu tür
yapılarda yapısal hasarlar için deprem beklenmesine gerek
kalmıyacağı açıktır. İmalatlardaki işçilik kusurları ve denetim
yetersizliği de deprem hasarları kadar önemli hasarlar doğurmakta,
yapıların kısmen veya bütünüyle göçmesine neden olabilmektedirler.
Yapı
denetiminin ve kalite kontrolunun önemini burada bir kez daha
vurgulamakta yarar var. Bu gün deprem bölgesinde bu sorunun en az
deprem hasarları kadar önemli bir sorun olduğunu unutmamak gerekir.
Korozyona ve ondan doğacak yapısal hasarlara karşı önlemlerin hızlı bir
şekilde alınması gerekmektedir
Deprem sırasında hasar görmüş bir yapının
güçlendirilme projelerinin iyi hazırlanabilmesi için yapıların
depremde davranışlarının iyi bilinmesi gerekmektedir. Yapının
davranışına bakılarak statik ve betonarme hesaplarda o an dikkate
alınmayan bazı konulara çözüm getirebilir ve çok basit yerlere ilave
donatılar konularak bir çok sorun çözülebilir.
Deprem bölgelerinde bir çok
yapının tümüyle göçmesini engelleyen en büyük etmenlerden biriside
dolgu duvarlardır. Dolgu duvarlar deprem kuvvetleri altında bir
“fiktif basınç çubuğu” oluşturmaktadır. Yapıda yük dağılımını
etkileyerek yapıyı rahatlatmaktadır. Ayrıca, duvarların kolonlara
düşeyde her üç sıra tuğlada bir 16 mm lik donatılarla kamalanması
ise yapının rijitliğini oldukça arttırmakta ve ayrıca duvarların deprem
sırasında aniden yıkılarak can kaybına neden olması önlenmektedir.
Güçlendirme için betonarme, çelik ve yeni teknoloji
ürünleri olan karbon lif ve çubukları kullanılabilir. Depreme karşı
güçlendirmede en iyi yöntemin betonarme deprem perdelerinin yapıya
eklenmesi olduğu anlaşılmaktadır. Gerektiğinde kolonların
mantolanmasından da yararlanılabilir.
Yapılarda, yapı kullanım
alanını arttırmak amacıyla yapılan çıkmaların deprem sırasında çok
hasar gördüğü görülmüştür. Bu tür açık ve kapalı çıkmalar can ve
yapı güvenliği için büyük risk taşımaktadır. Bu nedenle bunlara imar
yönetmeliklerinde izin verilmemelidir. Hasar görmüş ve ya görmemiş
olan bu tür çıkmaların deprem riskini ortadan kaldırmak için yine en
iyi çözüm, bu çıkmaların altına betonarme deprem perdelerinin ilave
edilmesidir.
Karbon liflerinden yapılan
bezler, laminatlar ve 7.5 mm çaplı karbon çubuklar sadece lif
doğrultusunda kuvvet aktarırlar ve yalnızca çekme kuvvetine çalışır,
basınç dayanımları ihmal edilirler. Bu nedenle bunlar eğilme
donatısı ve kayma donatısı olarak kullanılabilirler. Karakteristik
çekme dayanımları betonarme çeliğinin (cinsine göre) 6-10 katı
kadardır. Yapışma yüzeyi olan beton dayanımına bağlı olarak 2
ile 5
arasında bir malzeme katsayısı düşünülmelidir. Elastisite modülleri
ise çeliğe oldukça yakın olup, ayrıca yüksek elastisite modüllü
olanları da vardır. Yüksek elastisite modüllü olanlar sehim kontrolu
gereken yerlerde kullanılabilirler. Ancak karbon
liflere yük transferi
yapışma yüzeyinin beton dayanımına bağlı olduğu için C 17 sınıfı
beton dayanımı altındaki kirişlerde
kullanılmamalıdır.
VI- KAYNAKLAR :
- ACI Committee 440
Report,”Guide for the Design and Strengthening of Externally
Bonded
FRP Systems for Strengthening
Concrete Structures.” , Ekim 2001.
- ACI Committee 440 Report,”Guide for the Design and
Constructıon of Concrete
Reinforced with
FRP Bars”, Ekim 2001.
- “TS 500 Betonarme
Yapıların Tasarım ve Yapım Kuralları”, Şubat 2000.
- “Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında
Yönetmelik”, 1997.
- Pashina, K.A. and Pashina, B. J.,
Concrete International, 59, 1989.
- Seminar Course Manual / ACI
SCM-16 (87), 17, 1987.
- Rasheeduzzafar, F. H. D. And
Gahtani, S. G., Concrete International, 48, 1985.
|