 |
İnşaat Yüksek Mühendisi Ali Bayraktar
Tarihi Yığma Yapıların Depreme
Karşı Güçlendirilmesi |
ÖZET
Sismik güçlendirme
dünyada halen ciddi bir uzmanlık konusudur. Tarihi yığma yapılar düşey
yükleri rahatlıkla taşıyabilmekte ama yatay yönde etkiyen deprem
yüklerinde etkisiz kalmaktadır. Bu sebeple; depremlerin etkili olduğu
bölgelerde, tarihi yapıların devamlı onarım görmesi gerekmiştir. Tarihi
yığma yapıların sismik güçlendirmesi derin uzmanlık gerektiren bir konudur
çünkü tarihi yapıların korunması gereken birçok özellikleri vardır. Bu
bildiri; cami kubbesi ve minare gibi tarihi yapılarda oluşan hasarları, bu
hasarların nedenlerini ve değişik tipte tarihi yapılar için uygun olan
sismik güçlendirme metotlarını açıklamayı hedeflemektedir. Tarihi yığma
yapıların sismik güçlendirmesi yapılırken, öncelikle yapının özellikleri
çok detaylı olarak incelenmeli ve yapı çok iyi tanınmalıdır. Sonrasında;
deprem anında yapıda oluşan çekme gerilmeleri ve bu çekme gerilmelerinin
oluştuğu bölgeler bilgisayar ortamında tespit edilmelidir. En sonunda da;
yapıda oluşan çekme kuvvetleri yapının bünyesine entegre edilecek ileri
teknoloji çekme elemanları ile alınmalıdır. Şu kesindir ki; seçilecek
güçlendirme metodu; yapının mimari ve tarihi özelliklerini tamamen
korumalıdır. Tarihi bir yığma yapının tarihsel özelliklerini hiçe sayarak
yapılacak, iç ve dış cephede hoş olmayan görüntülere yol açacak bir sismik
güçlendirme metodu kesinlikle kabul edilemez. Tarihi yapılar için optimum
sismik güçlendirme metodu; yapıya minimum zararı verecek ama deprem anında
oluşacak çekme gerilmelerini de alabilecek şekilde geliştirilmiş bir
sistemdir.
ABSTRACT
Seismic
strengthening is still an area of true specialization in the world today.
Historic unreinforced masonry (URM) structures typically withstand all
vertical loads, but fail under even small tensile stresses due to their
inability to carry lateral loads that prevail during earthquakes. This
explains why all historic URM structures, in areas of high seismic
activity, had to be strengthened and repaired continuously throughout
their lifetimes. Seismic strengthening of historic structures is an area
of high level specialization due to the need to preserve precious
architectural details and cultural heritage that area associated with the
historic structures. This paper attempts to describe the specific seismic
damage characteristic to different types of historic URM structures such
as domes and minarets and also suggest appropriate seismic strengthening
methods for such structures. Historic URM structures need to be analyzed
and understood thoroughly before any strengthening method can be
recommended. It is imperative that, first, areas where tensile stresses
occur during earthquakes need to be determined using appropriate computer
software. Then, the obtained tensile stresses need to be accommodated by
high technology tension-absorbing materials that should be integrated in
to the structures while causing only minimal disturbance. It is crucial to
devise a strengthening method that would preserve all historical and
architectural attributes of the structure. A strengthening method that
fails to meet this critical goal, causing visible damage on the interior
or the exterior facade, would be unacceptable. The optimum seismic
strengthening method for historic URM structures is a system that would
cause minimum disturbance on the existing structure while absorbing all
tensile stresses that would occur during
earthquakes.
Giriş
Yapıların deprem yüklerine karşı
güçlendirilmesi mühendisliğin yıllardır sorunu olmuştur. Yapılan hesaplar
ve deneyler ile yatay deprem yüklerinin ilk yıllarda, düşey hesap
yüklerinin %15-25 mertebelerinde olduğunu düşünülüyordu. Düşey yük
aktarımlarını ve düşey yük dayanımlarını çözen mühendislik, yatay yüklerin
karşılanmasında zorlanmışlardır. Deprem hesaplarındaki zorlanmanın
sebeplerini açıklayalım.
Malzeme bir defaya mahsus yavaşça artan
yükler altında denendiği zaman belirli bir sınır gerilmesinde mukavemetini
kaybetmektedir. Biz de hesaplarımızı buna göre yapmaktayız. Hal böyle
olmakla birlikte deneyler gösteriyor ki, yükü periyodik olarak değiştirmek
ve değişimin sayısını yeter derecede artırmakla bir malzemeyi statik
sınırların çok altında da harap etmek kabildir. Yükleme ve boşaltmanın
periyodik olarak çok tekerrürü, yapı içinde yıpranmalara ve ayrılmalara
sebep olmaktadır. Burada kopma ve ayrılmaların ilk nedeni, yükün
şiddetinden çok, onun periyodik olarak değişmesindendir. Yapının bir bütün
olarak periyodik yüklemelere maruz kalması, çok karışık olan bünyede büyük
tahribatlar oluşturur. Yapıda kullanılan tüm malzemenin iç mekanizmaları
bozulur. Yapının muhtelif noktalarında malzeme yorulmaları olur. Yorulmada
kopma, çok defa yüksek gerilme bölgelerinde veya hata bulunan noktadan
başlar. Statik yükler altındaki gibi haber verici kırılmalar olmadan
yıkılmalar meydana gelir.
Periyodik olarak değişen yükler altında
kesitlerin aynı gerilmeler altında kalması ile iki farklı gerilmeye maruz
kalması da çok önemlidir. Diğer bir deyimle; kesit sırasıyla çekme ve
basınç tipinden zorlamalara maruz kalıyorsa, bu hal elemanın yıpranmasını
kolaylaştırır.
Deprem yüklerinin dinamik tesirli olması ve
tekrarlı özellik göstermesi hesapları karıştırmaktadır. Mukavemet
hesapları birtakım kabullerle yapılmaktadır. Deprem yükleri yaptığımız
kabulleri kısıtlamaktadır.
Bütün zorluklara rağmen bizler, depreme
dayanıklı yapılar oluşturabilmekteyiz. Deprem karşı yapıların
güçlendirilmesinde esas ve hedef; oturduğumuz yapıların “canımızı
kurtaracak kadar emniyette olması” olmamalıdır. Yapının tam güvenilir
olması esas alınmalıdır. Deprem esnasında, insanlar yapıdan kaçmamalı,
oturup depremin geçmesini bekleyebilmelidir. Yapıda hasarın olmasına
müsaade edilmemelidir.
1. Tanım
Tarihi yapılar, insanlığın
çeşitli medeniyet evrelerinde değişik amaçlarla inşaa ettiği,bugün
insanlık mirası olarak korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak durumunda
olduğumuz yapılardır. Tarihi yapılar aşağıdaki şekilde
sınıflandırılabilirler:
1.1.camiler
1.2. medreseler
1.3. kiliseler
1.4. havralar
1.5. saraylar,okul,hastane,idare binaları.vs
1.6.
su yapıları (bentler, su kemerleri, sarnıçlar, su terazileri)
1.7.
askeri kışlalar
1.8.
surlar
1.9.
kuleler
Tarihi yapıların her ne şekilde olursa
olsun özüne dokunulmadan, gerek taşıyıcı strüktüründe, gerekse
tezyinatında herhangi bir değişiklik yapmadan onarılması, berkitilmesi ve
her türlü dış etkiye dayanıklı hale getirilmesi kaçınılmaz bir
zorunluluktur. Bu bağlamda; onarım ve berkitme esnasında hiçbir elamanının
orijinalinin değiştirilmemesi ya da yozlaştırılmaması gereklidir.
Dolayısıyla yapılacak onarım ve takviye öğeleri orijinal elamanların
içerilerine gizlenerek ya da kompozisyonlarını ıslah ederek
yapılmalıdır.Tarihi yapıları güçlendirme ve takviye edilmesinde en önemli
kural,yapılacak takviye ve güçlendirme elemanlarının zamanla
değiştirilebilmeli,sökülüp yenilenme özelliğinde olmalıdır.
Tarihi yapılar ait oldukları çağların
teknolojisi gereği genelde yalnızca basınç gerilmelerine çalışan kagir
sistemlerdir.Kargır sistemlerde oluşacak çekme kuvvetlerini ahşap
elemanlarla karşılanmaya çalışılmış.Ahşabın tabiat şartlarında uzun süre
dayanabilmesinin yolları aranmıştır.Kargır yapılarda oluşan çekme
kuvvetleri demir kenet,demir gergi elemanları kullanılarak da karşılanmaya
çalışılmış.Demir malzemesini korozyondan korumanın tedbirleri alınmaya
çalışılmıştır.Çok az miktarda blok kayalardan yontulmuş eğilme elemanları
ya da ahşap eğilme elemanları kullanılmıştır. Yılların yıpratıcı
etkilerine ve doğal afetlere maruz kalmış tarihi yapılar genelde çok büyük
sorunların etkisi altında olup yıkılma ve yok olma riski altındadırlar.
Kısmen de olsa onarılarak emniyete alınmış olan diğer kısmı da büyük
çoğunlukla yanlış onarım ya da onarım döneminde uygun malzemeler
bulunamaması nedeniyle ortaya çıkan sorunlarla baş etmek durumundadırlar.
Her ülke kendi sorunlarıyla kendine özgü yöntemlerle baş etmeye çalışmış
ancak yakın dönemlerde tarihi yapıları konu alan uluslar arası
sempozyumlar düzenlenmeye başlanmıştır. Her şeye rağmen konuyla ilgili
olarak günümüzde uygulanmakta olan güçlendirme teknikleri ileriki
evrelerde yetersiz ya da sakıncalı bulunma riski altında olmalarına rağmen
olabildiğince dikkatli uygulanarak bu insanlık miraslarının gelecek
nesillere aktarılması için tek yoldur.
2. Tarihi Yapılarda Kullanılan Taşıyıcı
Sistemler
2.1. Temeller
Temeller; sağlam zemine
ulaşıncaya kadar yapılan hafriyatın ardından yontulmuş büyük kaya
bloklarının yerleştirilmesi suretiyle elde edilen alt tabanın üzerine
duvar tarzı elamanların kullanılması ile genelde yapının baza seviyesi
oluşturulmuştur. Boşluk hacimlerine isabet eden alan genelde büyük boyutlu
taşlarla yapılan blokajlarla kaplanmıştır. Bu kısmın yüksekliği yapının
değerine ve büyüklüğüne göre değişmektedir. Mimar Sinan’ın yapılarında
temeller her türlü diş tesirlere karşı korunması özenle yapılmıştır. Temel
derinliğinin seçilmesinde mikroorganizmanın ulaşamayacağı derinlik
seçilmektedir. Zemin suyuna karşı kesin çözümler uygulanmıştır. Zemin
suyunun kapiler olanına karşı önlem olarak, önemli yapıların temelleri
galerilerle havalandırılmaktadır. Havalandırma, temel dolgularının devamlı
kuru kalmasını ve nefes almasını temin etmektedir. Temeller nefes
aldıkları için çürümemekte, balçıklaşmamaktadır. Zemin cazibe suyuna karşı
yapıları yüksek yerlere yapmaktalar veya yer altı su seviyesinin
piyozometre kotunu kıran hendekler yapılmaktadır. (Bkz. Edirne Selimiye
Cami). Temellerin havalandırılması çok önemlidir. Eski yapıların tüm
bölgelerinde tabii malzemeler kullanılmaktadır. Tabii malzemelerin
yaşayabilmesi için mutlaka nefes alması gerekmektedir. Nefes almayan yapı
kısımları bünyesi bozulmakta, bakteriler oluşarak, çürümektedir. Temel
zemininde çürüme mikro organizmaların oluşmasına sebep olmakta, temel
tabanı balçıklaşmaktadır. Çürüme yapının temel duvarlarından üst
katmanlarına ilerleyerek,yapının tümünü kaplayabilmektedir. Yapının üst
kısmı hava aldığı için sistem kendini yeniliye bilse de; yapı bozuklukları
kendini göstermektedir. Yapıda kullanılan demir elemanlar paslanmakta,
pişirilerek elde edilen tuğlalar dağılmaktadır.
2.2. Taşıyıcı Duvarlar
Yapının dış
hatlarını ve ara bölme ayrışımlarını oluştururlar. Çatı örtüsü yüklerinin
temele aktarılmasında yegane unsurdur. Genelde düzlemsel, normal kuvvet ve
kesme kuvvetine dayanıklı yontma taş, moloz taş, tuğladan ya da kerpiçten
imal edilmişlerdir. Bağlayıcı olarak kireç, horasan harcı ya da çamur
kullanılmıştır. Taş yontularak yapılan duvarlar, işçilik tarzlarına göre
sınıflandırılabilmektedir.
|
Bir yüzü sıfır derz taş ve diğer yüzü tuğladan
yapılan Taşıyıcı tuğla duvar
|
Sandık dolgu taşıyıcı
duvar |
|
Taş tuğla karışımı taşıyıcı kargır
duvar |
Kaba yönü taş
duvar |
Yapıların tarihe geçmesi kullanıcısından
veya yapımcısından kaynaklanır. Bazen eskimesinden veya tarihte
kullanılmış olmasından tarihi yapı olmuştur. Uzun uzadıya surlar tarihi
yapı olduğu gibi küçük bir kulübe de tarihi yapı değerinde olabilir.
Hülasa korunması düşünülen, koruma altına alınan her yapı tarihi yapıdır.
Korunması düşünülen yapılarda mutlak korunması gereken elemanlarla,
bozulduğu, çürüdüğü kırıldığı için değiştirilebilecek elemanların tespiti
yapılırken, korunacak yapı elemanları tespiti de yapılmalıdır.
Değiştirilecek veya yenilenecek parçaların değişim şeklinin mutlaka
projelendirilmesi şarttır. Projelendirilme restorasyon kural ve
standartlarına uyularak yapılmalıdır. Güçlendirme amacıyla bozulan taşlar,
aynı bünye ve yapıdaki taşlarla değiştirilmelidir.
Yenileme taşıyıcı tuğlada yapılacaksa
tuğlanın ebatları eskisiyle aynı olmalıdır. Güçlendirme çalışması derz
bölgelerinde yapılacaksa, yapıdaki maksimum derz kalınlığının tespit
edilmesi şarttır. Tespit edilen derz kalınlığı ortalama derz çalışma
genişliği tespit edilmesine esastır. Çalışma ortalama derz genişliği,
maksimum derz genişliğinden küçük seçilmelidir. Çalışılmasına müsaade
edilen derz genişliği oyularak güçlendirme çalışması yapılabilir. Derz
bölgelerindeki yenilenen harç eskisiyle aynı yapıda olmasına özen
gösterilmelidir. Tarihi yapı denince cami, cami deyince Mimar Sinan akla
gelmektedir. Tarihi yapıları bütünü ile projelendirmek ve güçlendirme
hesap ve esaslarını belirlemek, Mimar Sinan’ın yapı tasarım ve tekniğinin
esaslarını kurallaştırmakla mümkündür. Sinan yapılarının tasarım ve
tekniği standartlarımıza temel olmalıdır. Mimar Sinan camilerindeki yapım
ve projelendirme uygulamaları bizim için tarihi yapıların bakım ve
güçlendirme esasları olabilir. Tarihi yapıların analitik incelemesinin
yapılması şarttır. Yeterli kesit zorlarının bulunup irdelenmesi
güçlendirme projelerinin esasını teşkil eder. Yapıların tüm elemanlarının
bilgisayar ortamında modellenip deprem etkilerindeki davranışlarının
görülmesi gerekmektedir.
Kargır duvarlar düşey yük tesirlerinde
kalan taşıyıcı basınç elemanlarıdır. Gevrek olan yapısından dolayı yalnız
basınç gerilmesine dayanabilmektedir. Çekme kuvveti taşımadığı kabul
edilmektedir. Yapılarda kargir duvarları basınç elemanı olarak kullanmak
emniyetli ve ekonomik çözüm olmaktadır. Tarihte tüm düşey yükler kargir
duvarlarla temellere aktarılmıştır. Çatı ve döşemelerden gelen yükler,
duvarın kendi ağırlığı, tümü düşey doğrultulu kuvvetlerdir. Bu kuvvetler
beden duvarlarında basınç gerilmesi üretir. Kargir duvar elemanları basınç
gerilmesi taşıma özelliğinde olmasından dolayı düşey yükleri taşımakta
zorlanmıyorlar, ancak kargir duvarlar parça elemanlarından oluşan
yığınlardır. Yığınları bir arada tutan kuvvetlerle ilgili tüm kanunlar
kargir duvarlar için de geçerlidir.
Yığınları bir arada tutan kuvvetler
nelerdir?
a-Yığınlar, bünyelerini
oluşturan parçaların veya zerrelerin aralarındaki sürtünme kuvvetleri ile
bir arada kalmaktadır. Sürtünme kuvveti kayma gerilmesi oluşturur. Kayma
gerilmesi yığınlarda, çekme ve basınç gerilmesi
üretir.
b-Kargir duvar yığını parçalarını bir
arada tutan bir diğer unsur harç malzemesidir. Tarihte harçlara çekme
özelliği kazandırılması için çok uğraşılmıştır. Harçların yapısını iyi
ederek duvar parçalarını bir arada tutmasını düşünmüşlerdir. Bu maksatla
harç katkı malzemeleri bulunmuştur veya harçların içine çekme elyafları
konulmuştur.
Duvar parçalarını bir arada tutan harç malzemesi de
zerreleri bir arada tutan kanunlara tabiidir. Bu kanunlar
şunlardır.
I- Zerreler arasındaki sürtünme
kuvveti II- Harcın hidratasyon ve kristalize olması
sonucunda oluşan bağlayıcı birleşimi III- Harç
zerreleri arasındaki elektroşimik çekim kuvveti.
Görünen şudur ki,
kargir duvarlara mukavemet veren, duvar parçalarını bir arada tutan en
önemli unsur sürtünme kuvvetleridir. Her yığının kendine has sürtünme
direnci vardır. Kargir duvarların da içsel sürtünme direnci vardır.
Duvarlardaki sürtünme direnci bir çok
faktöre bağlıdır.
a- Duvarın yapım ve örme
işçiliğine. b- Yapı taşlarının
cinsine. c- Harç malzemesinin özelliklerine
Duvarlar harç yapısının içsel sürtünme ve bünyesel çekim direncini
aşan sürtünme gerilmelerine dayanamayıp dağılmaktadır. Duvarlar
çatlamakta, yığınlar akmaktadır. Bünyenin dağılmasına mani olan
kuvvetlerden zerreler arasındaki sürtünme kuvveti basınçla artmaktadır.
Sürtünme kuvvetinin yönü her doğrultuda olabilir. Yöne etkiyen faktör
zerrenin yüzeyinin teğetsel düzlemidir. Sürtünmenin bu kanunları duvar
yapısındaki parçalar içinde geçerlidir. Kaba yönü taş duvarı harçsız hiç
yükseltemezsiniz. Fakat düzgün yontulmuş taşlardan, yatay derzlerle harç
kullanmadan duvar örmek mümkün olmaktadır. Duvarları oluşturan parçaların,
sürtünme düzlemlerinin yönünü değiştirerek, oluşacak sürtünme kuvvet
vektörünün yönünü değiştirebiliriz. Kargir yapı duvarlarının örülmesinde,
düzgün yontulmuş taşların yatayda geniş sürtünme düzlemleri oluşturacak
şekilde örmekten maksat, sürtünme düzleminde oluşacak direnç mukavemet
kuvvet vektörünün doğrultusunun yatay ve büyük olmasını temindir. Kayma
düzlemi; sürtünme ve içsel çekim kuvvetlerinin, yatay çekme kuvvetlerine
yenildiği kesitte oluşur. Yapılan deneylerle kayma emniyet gerilmesi
tespit edilebilir. Duvarlarda oluşan kayma gerilmesi emniyet kayma
gerilmesini aşarsa yapıda yarılmalar oluşur. Kayma düzlemini çekme
kuvvetlerinin en büyük olduğu düzlem olarak kabul edebiliriz. Kargir
duvarlar kendi ağırlığı ve döşemelerden gelen düşey yük tesirlerindedir.
Yatay yükler deprem ve rüzgar yükleri ile oluşur. Fakat kargir duvarlar
düşey yükler altında da yatay kuvvet üretmektedir. Yalnız düşey yükler
altında olan kargir duvarlarda yatay kuvvetlerin oluşması, yapı taşlarının
sürtünme yüzeylerinde oluşan kayma gerilmelerinin yataydaki çekme
kuvvetleridir. Basınç artıkça kayma gerilmesi artmakta buna bağlı olarak
yatay çekme kuvveti büyümektedir.
|
Tuğla duvarlardaki yarılmalar |
Tuğla duvarlardaki
yarılmalar |
Kargir duvarlar enine ve boyuna çekme
kuvvetlerinin varlığının sebebini bu şekilde izah edebiliyoruz. Duvarlar
basınç altında oluşan bu yatay yüklere ilaveten depremin yatay yükleri de
ilave edilince yatay yük vektörü önemli değerlere ulaşmaktadır ve tümü
çekme özelliktedir. Kargir duvarlar bu çekme kuvvetine kayma mukavemeti
ile karşı koymaktadır. Kayma emniyet gerilmesinin aşıldığı kesitte
kopmalar yarılmalar oluşur.
Duvarların gevrek olan yapısı muhtelif
kütlesel büyüklüklerden oluşmaktadır. Deprem yüklerinin tekrarlı ve
dinamik oluşu, kargir yapıda farklı tesirlere sebep olmaktadır.
Duvarlardaki her büyüklük, deprem enerjisini farklı sönümlemekte, farklı
iş yapmaktadır. Yapı parçalarındaki kütlesel büyüklük farklarının çok
olması deprem tesirlerinin artırmaktadır. Her yapı taşının ayrı enerji
sönümlemesi dinamik yükler tesirinde parçalar arası çekim kuvvetlerinin
zayıflamasına sebep olmaktadır. Yapı taşları arasındaki harçların sürtünme
kuvveti direnci azalmaktadır. Tarihi yapılarda harçların takviye edilmesi
için yoğun çaba gösterilmiştir. Harçlara düktilite ve çekme dayanım
özellikleri kazandırılmıştır. Bünyesi mütecanis olan tuğla duvarlar taş
duvarlara nazaran, deprem tesirlerinden daha az zarar görmektedir. Hatta
tuğla duvarlardaki harç miktarı oranı, bünyedeki tuğladan daha fazla
kullanılan duvarlar yapılmıştır. Tüm önlemler kargir duvarların yatay yük
taşıma kapasitesini artırmaya yetmemektedir. Gevrek olan duvar yapısı
dinamik yatay yüklere dayanamamaktadır. Yatay yükler için en uygun çözüm
duvar bünyesini yatay çekme elemanları ile liflemektir. Bu maksatla
tarihte kargir duvarları ahşap kalaslarla yatay doğrultuda liflemişlerdir.
Deprem bölgelerinde duvarların bünyelerine yatay kalaslar
yerleştirmişlerdir. Duvarların bünyelerine serbest olarak yerleştirilen
çekme elemanları yatay yüklerin karşılanmasında iyi görev yapmaktadır.
|

Küçük ayasofya camii kubbesi kasnağında
tespit ettiğimiz 30x40cm ebadındaki ahşap çekme elemanı.
|
|

İstanbul surlarında tesbit ettiğimiz
ahşap çekme elemanlarının çürümesinden sonra kalan
boşlukları. |
|
|
Tarihi binalarda, kagirden yapılan radye temellerinde
çekme elemanı olarak ahşap kullanılmıştır. Bir arşın ara ile kısa
istikamette radye temelin üst katmanında döşenen ahşaplardan kalan
boşluk görülmektedir. |
2.2.1.
Kaba Yönü Taş Duvarlar
Taşlar gelişigüzel düzlenerek, düzlenen
yüzeyler görünen duvar yüzlerine gelecek şekilde duvarlar teşkil
edilmektedir. Her iki duvar yüzeyi bu şekilde teşkil edilerek orta duvar
bölgesi sandık taş dolgu yapılmaktadır. Tarihi yapılarda bu tarz taş duvar
yapımı birer metre yükseklikler şeklinde örülür. Duvar bir metre örülünce
duvar düzleme yüzeyi teşkil edilir. Duvar düzleme yüzeyinde tuğladan iki
sıra veya daha fazla tuğla duvar bölgesi oluşturulması gelenektir. Tarihi
yapı taşıyıcı duvarlarında, düzleme bölgelerine, ahşap kalas çekme
elemanları yerleştirilmektedir. Duvarlarda oluşan çekme kuvvetlerini
karşılamak için duvarların bu kısımlarına ahşaptan hatıllar
oluşturulmaktadır. Hatıllar yapının bu yükseklikteki tüm duvar bölgelerini
kaplamaktadır. Ahşaptan bu hatıllara ana doluda katır denmektedir.
Özellikle deprem bölgelerinde katırsız duvar örülmez.
Kaba yönü kagir taş duvarın örülüş
şemesı |
2.2.2.
Sıfır Derz Taş Duvarlar
Yığma duvarlarda taş veya tuğla ara
derz bölgelerindeki harçlar, duvarda bağlayıcı malzeme olarak
kullanılmakta, aynı zamanda bir üst sıradan gelen yüklerin alt sıraya ünü
form olarak aktarılmalarını sağlamaktadır. Bu derz bölgeleri ayrıca duvara
belli bir oranda esneklik sağlamaktadır. Buna karşın derzsiz olarak örülen
duvarlarda bu avantajlar yoktur. Taşların işlenmesi sırasında işçilik
kusur ve eksiklikleri olması halinde bu yüzeylerde oluşan girinti ve
çıkıntılar nedeni ile üst üste yerleştirilen taşlarda yüklerin ünü form
olarak dağıtılma prensibi sağlanamamaktadır. Bir üst taştaki çıkıntı,
üzerine oturduğu taşta bir tekil yük etkisi yaratmakta ve bu noktada
gerilme yığılmalarının oluşmasına sebep olmaktadır. Gerilmelerin boyutları
malzemenin emniyet gerilmelerinin çok üstüne çıkabilmektedir. Malzemenin
bünyesi bu gerilmelerin etkisi ile dağılmaktadır. Sonuç olarak taş bu
gerilme yığılmaların oluştuğu bölgeden itibaren çatlamaya başlamaktadır.
Zaman içerisinde oluşan bu çatlak ilerleyerek taş parçasının kopmasına
sebep olmaktadır. Tekrarlı yükler altında taşların bu bölgelerinde
malzemenin bünyesi yorulmaktadır. Dağılan bünyeli taşlar dış yüzeylerde
dökülmelere sebep olmaktadır.
Sinan yapılarında taşlar, kısmen veya
tamamen, kementlerle birbirine bağlanmaktadır. Kenet olarak kurşun içine
yerleştirilen demir kullanılmıştır. Kenetler taş duvar işçiliğinin en
önemli unsurudur. Duvarlarda mutlaka kayma gerilmeleri oluşmaktadır. Kayma
gerilmeleri çekme ve basınç kuvvetleri oluşturur. Basınç kuvvetlerini,
pişirilerek yapılan tuğla veye yontularak elde edilen taş bloklarla
karşılanır. Duvar örgü malzemelerini bir biriyle irtibatını harçlarla
yapmaktayız. Harç malzemesinin çekme mukavemeti sınırlıdır. Çekme
kuvvetlerinin yoğun olduğu bölgelerde çekme elemanları gerekmektedir.
Eskiler taşlara demirden kenetler yapmışlar veya duvar içlerine ahşap
kalaslar, demir çubuklar yerleştirmişlerdir. Temelden gelen çürümeler
duvardaki çekme elemanlarını yok etmektedir. Duvarların bu önemli yapı
parçaları çürüyünce,yapı yatay yükler altında dağılmaktadır. Eski
yapılarda çekme elemanları dış tesirlerden korunması için,duvar içlerine
yerleştirilmekte idi. Duvar içlerine yerleştirilen çekme elemanlarının bu
günkü yapılarını tam olarak bilemiyoruz. Ancak yıkıklarda yaptığımız
araştırmalar,çekme elemanların yapısının tamamen bozulduğunu,
göstermektedir.
Taşıyıcı duvarlar gevrek yapı
özelliğindedir. Gevrek yapı elemanları çekme kuvvetlerine göre
dayanıksızdır. Duvarın gevrek olan bünyesini çekme elamanları ile
donatırsak, çekme lifli yapı oluşur. Taşıyıcı duvarlar lifler
doğrultusunda çekme mukavemetli,liflere dik istikamette kayma ve basınca
dayanıklı hal alır. Duvarımızın yapısı lifli özellik arz eden ahşap gibi
davranır.Bilindiği gibi ahşap lifler doğrultusunda çekmeye dayanıklı
liflere dik doğrultuda basınca dayanıklıdır.
|
YIĞMA YAPILAR İÇİN YENİ BİR
SİSMİK GÜÇLENDİRME METODU |
|
Yığma
Yapılarda Kullanılan Güçlendirme Teknikleri ve Sakıncaları
Geleneksel yığma yapılarda ana taşıyıcı
sistemler duvarlardır. Yığma yapı tasarımında duvarlar hem düşey hem de
yatay yükler göz önüne alınarak projelendirilir. Tasarımda yığma
duvarların düşey basınç yükleri altında oluşan basınç gerilmelerine karşı
mukavemetini kaybetmemesi ve yatay deprem yükleri etkisinde de duvar
kesitlerinde oluşan kayma gerilmelerine karşı yeterli mukavemet
göstermeleri beklenir. Tüm bu hesaplar yapılırken yığma yapının hiç bir
kesitinde çekme gerilmelerinin oluşması istenmez. Yığma yapının çekme
mukavemetinin sıfır olduğu kabul edilir. Bu nedenden dolayı yığma bir
yapıda çekme gerilmelerinin oluşumu önlenmez ya da çekme gerilmelerinin
oluştuğu bölgelerde özel önlemler alınmazsa, yapıda kalıcı deformasyonlar
ve hasarlar oluşmaya başlar. Oluşan bu hasarın derecesi yükün şiddetiyle
orantılıdır.
Yığma yapılarda çekme gerilmelerini alacak
çeşitli güçlendirme yöntemleri geliştirilmiştir. Fakat geliştirilen
tekniklerde yapılan en büyük hata, güçlendirmede kullanılan malzeme ile
orjinal yığma yapının mevcut malzemesi arasındaki uyum sorunudur. Bu uyum
sağlanmadığı müddetçe, yapılan güçlendirmeler uzun vadede faydalı
olmamakta ve yığma yapıya daha büyük zararlar getirmektedir.
Çelik çubuklar tek tek veya hasır bir ağ
şeklinde yığma yapılarda güçlendirme amaçlı kullanılmaktadır. Fakat bu
elemanlar uzun vadede yapının maruz kaldığı nem gibi dış etkenlerden
dolayı zaman içinde korozyona uğramakta, paslanmakta ve hacimsel olarak
boyut kaybetmektedir. Bu da kullanılan çelik çubukların uzun yıllar içinde
işlevlerini kaybetmelerine sebep olmaktadır. Bu tarz güçlendirmede çelik
çubukları korozyona karşı korumak için beton harçları kullanılmaktadır.
Kullanılan beton harcının sünekliliği ve elastisite modülü, mevcut duvar
harcına göre oldukça farklıdır. Bu da iki malzeme arasında bir uyum
problemini ortaya çıkarmaktadır. Güçlendirme amaçlı kullanılan beton
harcı, yığma duvarın ağırlığını ve rijitliğini artırmakta, homojenliğini
bozmaktadır. Yapının ağırlığının artması, sisteme deprem durumunda daha
fazla kuvvetlerin tesir etmesine sebep olmaktadır.
Bundan başka; çelik çubuklarla tasarlanmış
beton perde veya kolon şeklindeki betonarme elemanlar genel olarak
güçlendirmelerde yığma duvarlara dışardan bir kaplama veya ilave şeklinde
uygulanmaktadır. Fakat bu ilave edilen güçlendirme elemanları ile mevcut
duvarın birleşim bölgelerinde büyük sorunlar ortaya çıkmaktadır. Mevcut
yığma duvara göre çok daha rijit olan betonarme elemanlar, depremlerde çok
daha büyük dış kuvvetleri üzerlerine çekmektedir. Betona göre çok daha az
rijit olan yığma duvarlar, birleşim bölgelerinde oluşan bu büyük
kuvvetlere karşı dayanıksız olduğundan, sistem bu bölgelerde dağılmakta ve
mukavemetini kaybetmektedir. Tüm bu sebeplerden dolayı yığma binalarda
betonarme tarzındaki güçlendirmeler uygun olmamaktadır.
Çelik profil elemanları da güçlendirme
malzemesi olarak kullanılmaktadır. Bu profillerde de çelik çubuklardaki
dezavantajlar mevcuttur. Ayrıca bu elemanların mevcut yığma duvarların
bünyesine dahil ederek beraber uyumlu bir şekilde çalışmalarını sağlamak
imkansızdır.
Mevcut güçlendirme tekniklerinde görülen bu
dezavantajlar oldukça önemlidir ve hiç bir şekilde gözardı edilemez.
Ortaya çıkan bu yapısal olumsuzluklar, bizi yeni bir güçlendirme
tekniğinin uygulanması gerektiği sonucuna götürmektedir.
Gerekli Olan Yeni Güçlendirme Tekniği
Yığma yapıların güçlendirilmesinde esas
olan, yapıda oluşan çekme gerilmelerinin çekme elemanları ile alınmasıdır.
Yeni teknikte, diğer güçlendirme yöntemlerinden farklı olarak; kullanılan
malzemeler mevcut yığma duvar malzemesi ile uyumlu olmalı, yapının
ağırlığını ve rijitliğini artırarak, yapıda ek tesirlere yol açmamalıdır.
Bu amaçla, yığma yapılarda güçlendirme elemanı olarak karbon elyaf esaslı
iplerle örülmüş özel bantlar çekme elemanı olarak kullanılmalıdır. Bu özel
üretilmiş bantların çelik çubuklara kıyasla avantajları oldukça fazladır.
En önemli avantajları yüksek kopma dayanımına sahip olmalarıdır. Çeliğin
kopma dayanımının minimum 4-5 katı kadar bir mukavemete sahiptirler.
Ayrıca korozyona karşı çelik gibi hassas ve duyarlı olmayıp, nem etkisinde
özelliklerini kaybetmeden yıllarca yapının bünyesinde görevini icra
ederler. Hiç bir şekilde paslanmaz veya çürümezler.
Diğer uygulamaların bir çoğunda duvarlara
dışardan yapılan ilave ve kaplamalar yapının orijinal haldeki statik
durumunu bozmakta, homojenliği ortadan kaldırmakta ve bu nedenden dolayı
yığma yapıda deprem yükleri altında ilave kuvvetlerin oluşmasına sebep
olmaktadır. Orijinal haldeki statik durumuna göre projelendirilmiş olan
yığma yapıların, bu yapılan bilinçsiz güçlendirmelerden dolayı deprem
yükleri altıdaki davranışı karmaşık bir hal almaktadır. Oysa özel çekme
bantları ile yapılan güçlendirmede, sistemde yapısal bir değişiklik
yoktur. Kullanılan malzeme yapının ağırlığını ve rijitliğini
artırmamaktadır. Çekme elemanları yığma duvara diğer yöntemlerdeki gibi
dışardan değil bünyesine yerleştirilerek dahil edilmektedir. Bu şekilde
mevcut yapıyla beraber çalışmaları temin edilmiş olur. Bundan başka; yığma
yapının orjinal harç malzemesinin iyileştirilmesi hususu diğer yöntemlerde
düşünülmemiştir. Bu yeni teknikte yıllar içinde bağlayıcı özelliğini
kaybeden mevcut harca bu özelliğini kazandırmak esas amaçlardan bir
tanesidir. Bunun için; yığma duvarlarda tuğla birleşim noktalarında
duvarın içerisine açılan deliklerle mevcut harcın bünyesine uygun
bağlayıcı malzeme şerbeti enjeksiyon edilmektedir. Bu sayede
bağlayıcılığını yıllar içerisinde kaybetmiş olan duvarın bünyesindeki
mevcut harca, bağlayıcı özelliği tekrar kazandırılmaktadır.
|
|
Sıfır derz taş duvar cephesine
derz bölgelerine çekme elemanlarının
yerleştirilmesi |
|
Tuğla duvar derz bölgelerine
çekme elemanlarının yerleştirilmesi |
2.3. Kemerler:
Kemerler; düşey
yüklerin yatayda taşınıp düşey taşıyıcı elemanlar olan duvarlar ve
sütunlara aktarılması amacıyla kullanılan düşeyde finiküler form
oluşturacak şekilde kavisli taşıyıcı elemanlardır. Düşey yükleri
mesnetlendikleri düşey taşıyıcı elemanlara yatay ve düşey bileşenli mesnet
tepkileri ile aktarırlar. Düşey taşıyıcılar yatay mesnet tepkisi
bileşenini taşıyamayacak durumda iseler kemer mesnetleri metal ya da ahşap
gergi ile birbirine bağlanmışlardır. Ancak çekme elemanı olarak demir
kullanılması, bazı problemlerin oluşmasına sebep olmuştur. Demir malzeme
olarak dış tesirlere maruz kalmakta, zamanla paslanarak işlevini
yapamamaktadır. Ayrıca bağlı bulunduğu mesnette korozyon etkisi ile
tahribatlar yapmakta, mesnedi parçalamaktadır. Kemerlerin bu bölgelerinin
mutlaka rehabilitasyonu gerekmektedir. Deprem yüklerinde kemerler pek
dayanıklı değildir. Yük taşıma özelliği hassas dengelerle oluştuğu için,
yatay yük tesirleri için iyi analiz edilmelidir.
2.4.
Kubbeler:
Kubbe belli bir mekanı örtmenin bir
çeşididir.Bir kemerin ekseni çevresinde dönmesi ile elde edilen uzaysal
bir taşıyıcı sistemdir. Kubbeler mesnetlerinde, sürekli bir çekme ve kayma
gerilmeleri oluştururlar. Bu nedenle; dairesel mesnede oturması gerekir.
Kubbeler eski tarihlerde dairesel yapıların örtüsü olmuştur. Küresel bir
örtü sisteminin kare veya dikdörtgen plana uyması ancak TROMP, PANDANTİF
veya TÜRK ÜÇGENİ gibi geçiş elemanları ile olabilmektedir. Bu geçiş
elemanlarının bulunması kubbeleri ,anıtsal yapıların, vazgeçilmez örtüsü
haline getirmiştir. Osmanlı Türk mimarisinde ise kubbe, yapının tüm
biçimlenmesini yönlendiren çıkış noktasıdır. Büyük Osmanlı camilerinde
kubbe,yapının egemen elemanıdır. Mimar Sinan camilerinde kubbe, taşıyıcı
sistem açısından, en ileri aşamaya varmıştır.
Kubbeler yapım
itibari ile çeşitlidir. Tek kesitli ve çift kesitli olarak yapılmaktadır.
Statik hesap olarak, kasnak üzerine oturtulan duvardan bir küre
parçasıdır. Duvarlar gibi kubbelerde basınç altında mukavemet gösterir.
Yapım tekniği kubbe duvarının devamlı basınç altında kalacağı varsayımına
dayanmaktadır. Kubbenin oturduğu duvar kısmına kasnak denir.Kasnak duvarın
basıncını devamlı kılan önemli bir topuk elemanıdır. Kubbe duvarında
devamlı basınç varken,kasnak yatay ekseninde dışa doğru kayma, boyuna
doğrultuda devamlı çekme mevcuttur.
2.5. Minareler: Yapı itibari ile şu parçalardan
oluşur.
 a)
Temel
 b)
Kaide
 c)
Küp (7/8)
 d)
Gövde
 e)
Şerefe
 f)
Petek
 g)
Külah
 h) Alem
Minarelerde tek bir statik
özellik vardır temele ankastre konsol yapı olmaları. Tüm konsol yapılar
gibi, minareler de yatay yükler altında kararsız ve gevrek davranış
özellik gösterir. Sünenlik özelliği azdır. Yani deformasyonlarda kırılıp
yıkılması kolay olmaktadır.Bu tip yapılar emniyet sınırının az üstünde
yüklemelerde plastik şekil değiştirme göstermeden,hemen koparlar. Denge
konumları kararlı durumdan kararsız duruma hemen geçebilen yapılardır.
Taş duvar minarelerinde, yapım tekniği
olarak sıfır derz uygulaması yapının harçlı yapılara nazaran gevrekliğini
arttırmaktadır. Derzsiz yapılan minarelerin yapısal olarak daha büyük
oranda gevrek özellik arz etmeleri nedeni ile ortaya çıkan problemler
zaman, çevre ve atmosfer şartlarının olumsuz etkileri yapının bakım ve
onarımının düzenli olarak yapılamaması ,vuku bulan depremlerin vermiş
olduğu hasarlar gibi etkenlerde ilavesi ile daha ileri boyutlara
taşınmıştır.
Eski eser minare yapım tekniklerinde kayma
kesit alanını artırılarak, oluşan kesme kuvvetleri karşılanmaya
çalışılmıştır.
Yığma yapıları kayma kuvvetleri itibari ile
güçlendirmenin en doğru metot olduğu bu gün daha iyi bilinmektedir.
Minarelerin basamaklarını iç boşluğun %30-50’sini kapatacak şekilde inşa
edilmiştir. Çoğunlukla basamaklar minarenin gövdesi ile yekpare olacak
şekilde yapılarak bu plakların diş cidar duvarları ile tam birleşimi
gerçekleştirilmiştir.
Şöyle ki; kesit alanı dış cidar duvar
alanının 1,5 katına çıkartılmıştır. Bu yapım kayma gerilme alanını
çoğaltarak kayma gerilme gücünü arttırmıştır. Merdiven plaklarının
merkezinde açılan delikler, üst üste getirilmiş içine kurşun eritilerek
akıtılmış. Yatay yer değiştirmelerde enerji sönümleyici olarak görev
yaptırılmıştır. Bütün bu gayretler minarelerin istenildiği kadar yüksek
yapılmasına olanak kazandıramamıştır. Yani; minareler yüksek
yapılamamıştır. Yapılanlar depremlerde mutlaka yıkılmıştır.
3. Tarihi Yapılarda Oluşan Hasarların
Nedenleri
Tarihi yapılarda genel anlamda üç ana nedenle
hasar ve dolayısıyla nihai göçme
oluşmaktadır:
3.1. Yılların yıpratıcı etkisi
dolayısıyla yapı malzemelerinin bozulması ya da
çürümesi
3.2. Zeminde oluşan tasmanlar nedeniyle
hasarlar oluşması: Tarihi eserler genelde oldukça sağlam zeminler üzerine
inşa edilmişlerdir. Yeteri derecede sağlam olmayan zeminler üzerine inşa
edilenler inşa edildikleri çağlarda konsolidasyon v.b. gibi oturmalar
nedeniyle yok olarak günümüze kadar gelememişlerdir. Günümüze kadar gelen
tarihi eserleri günümüzde yapılan aktiviteler dolayısıyla civarda açılan
inşaat çukurları, yol hafriyatları, tünel kazıları ile zeminden kuyularla
su çekilmesi, civarda yapılan barajların yükselttiği zaman zaman değişen
yeraltı suyu seviyesi dolayısıyla oluşan tasmanlar tehdit
etmektedir.
3.3. Depremler v.b. gibi zemin
hareketleri, genelde yalnızca basınç gerilmeleri taşıyabilen tarihi
yapılarda olağanüstü büyüklükte çekme gerilmeleri oluşturmakta ve düşey
yüklerden oluşmuş basınç gerilme değerleri aşılarak büyük hasarlara hatta
yıkımlara sebebiyet vermektedir.
3.4.Yanlış
yapılan resterasyon ve güçlendirme metodları.
4. Tarihi Eserlerin Onarım
-Güçlendirmesi
Tarihi eserlerin onarımı ile
güçlendirilmelerini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Zira güçlendirme
operasyonları sütrüktürel onarımla birlikte yapılacak ve taşıyıcı sistemin
içine gizlenecektir. Daha sonra dış tamirler ve tezyinat tamirleri
yapılarak onarım tamamlanacaktır. Bir tarihi eser onarımının birinci
aşaması hasarların nedenlerinin doğru olarak tespit edilmesidir. Bunun
için çatlak etütleri yapılıp haritalanmalı ve bilgisayar modellemesi
yapılarak çatlak nedeni olan çekme gerilmelerinin büyüklükleri
olabildiğince sağlıklı olarak hesaplanmalı ve buna bağlı olarak sağlıklı
bir onarım-güçlendirme projesi hazırlanmalıdır. Onarıma her şeyden önce
temel zemininin güçlendirilmesi ile başlanılmalıdır.
4.1. Temellerin Onarımı ve
Takviyesi
Tarihi yapıların ve kargir yapıların temel
takviyesine zemin sularının ıslah edilmesi ile başlanmalıdır. Tarihi
yapılarda zemin sularına karşı projeler yapılmış, zemin sularının yapıya
zarar vermemesi için tüm önlemler alınmıştır. Tarihi yapılarda, özellikle
kapilar suların duvar katlarına çıkması önlenmiştir. Bu maksatla temel
katında galeriler yapılmış ,galeriler duvarların içlerine yerleştirilen
bacalarla ve beden duvarların dışına çıkan kapılarla havalandırılmıştır.
Temelin bu bölgesi kurutulmuş veya kapiler suların havaya açılmasının bu
katmanda yapması temin edilmiştir. Kapilar suların yükselmesini önlemenin
en uygun yolu beslenen yer altı suyundan koparmaktır. Tarihi yapılarda var
olan galeriler sisteminin çalışır hale getirilmesi
gerekmektedir.
Temel zemininin güçlendirilmesi, granüler zeminlerde
bünye iyileştirme yöntemleri araştırılmalıdır. Granüler olmayan zeminlerde
ise mini kazık ya da zorunlu durumlarda fore kazık uygulanabilir.
Kesinlikle zeminde ve yapıda titreşimlere neden olacak ekipmanlar ve
teknikler kullanılmamalıdır.
|
Radar taraması ile
tarihi bir yapı temelinde tespit edilen galeriler. Galeriler 6m ara
ile yapının bir beden duvarından diğerine
uzanmaktadır. |
|
Tarihi bir yapı
kazısında tespit edilen 80x100cm ebadında galeri, bakımsızlıktan
60cm toprak ile dolmuş |
4.2.Kemerlerin Tamir ve
Takviyesi
Kemerlerdeki hasarlar genellikle kemeri
oluşturan taşların ya da tuğlaların zamanın yıpratıcı etkisi dolayısı ile
çürümesi,kemer mesnetlerinin herhangi bir nedenle birbirinden uzaklaşacak
şekilde deforme olması ya da kemer gergisinin çürüme ya da başka bir
nedenle işlevini kaybetmesi nedeni ile oluşur. Deprem esnasında büyük
açıklıklı kemerlerin az hasar gördüğü küçük açıklıkların ise fazla hasar
gördükleri gözlemlenmektedir. Taş değiştirmenin gerekli olduğu durumlarda
kemer aşağıdan formuna tam olarak yapışan bir askı sistemi ile askıya
alınmalıdır. Hatta bu askı sistemi yardımı ile kemere yukarı doğru çok az
da olsa deformasyon yaptırılmalı gerekli taşlar değiştirilmeli derzler
orijinal harç enjeksiyonu ile doldurulmalı varsa gergiler yenilenmeli ve
kısmen ön gerilme verilerek mesnetler birbirine yaklaşacak şekilde
zorlanmalı ve bundan sonra askı tertibatı aşağıya doğru yavaş yavaş
indirilerek kemerin kontrollü olarak yüklenmesi sağlanmalıdır. Küçük
açıklıklı kemerlerde deprem dolayısıyla oluşan çekme gerilmeleri düşey
yüklerden oluşan basınç gerilmelerinden genelde daha fazla olduğu için
deprem esnasında hasar olmaktadır. Bu tür kemerlerin çatlaklarından
olabildiğince yüksek kama kuvveti vererek kemerdeki basınç gerilmelerini
kısmen de olsa artırmalı ayrıca mümkün olan durumlarda kemer karbon elyafı
ya da paslanmaz metal çekme elemanları ile takviye edilmelidir.
4.3.Tonozların Tamir ve
Takviyesi
Tonozların tamir ve takviye ilkeleri genel
olarak kemerlerinkiyle aynıdır.Ancak tonoza mesnet olan duvarlardaki yatay
hareketler çoğu zaman geri döndürülemeyebilir. Bu durumda tonozun özengi
kesitinin açılıp kamalanması ya da dışarıdan geçici ek gergiler konulup
sıkıştırılarak tonozun orijinal formuna getirilmesi ve bu ameliye
esnasında duvarların dışında oluşan çatlakların kamalanıp tamir harcı ile
doldurulmalıdır.
4.4.Kubbelerin Tamir ve
Takviyesi
Kubbelerin takviyesine kubbenin bazasını
oluşturan çemberin tamir ve takviyesi ile başlanmalıdır. Eğer çember çok
hasarlı ise kubbe mutlaka askıya alınmalıdır. Çemberin çürümüş
elemanlarının onarımının akabinde mümkünse çemberin dışından açılan derz
içine karbon elyafı ön germe teli kısmen öngörme verilerek yerleştirilip
kilitlenmeli ve bundan sonra derz dışarıdan orijinal derz dolgu harcı ile
doldurularak onarılmalıdır. Bunun akabinde kubbe dıştan teğetsel ve radyal
doğrultularda yeteri ve güvenli derinlikte açılan kanallar içinden
geçirilerek kısmen gerilen karbon elyafı ön gerilme telleriyle
sargılanmalı bozuk taşları onarılmalı çatlaklar kamalanmalıdır. En üstteki
kurşun kaplama su geçirmeyecek şekilde onarılıp tamirat
tamamlanmalıdır.
4.5. Minarelerin Tamir ve
Takviyesi
Minareler deprem esnasında oluşan çok yüksek
devrilme momentleri nedeniyle depremlerde en fazla hasar gören tarihi eser
elemanlarıdır.İçindeki helisel merdiveni iyi yapılıp kenetlenmiş olan
minareler depreme karşı büyük direnç göstermektedir. Fakat her durumda
hemen hemen tüm minarelerin depreme karşı güçlendirilmesi zorunludur. Bu
amaçla yapılacak çalışmaların temelinde deprem dolayısıyla oluşacak yatay
eğilmeleri esnek şekilde karşılamak üzere düşey doğrultuda uygun şekilde
dışarıdan gizlenerek yerleştirilmiş düşey esnek elemanlar ile deprem
sırasında oluşacak yüksek kesme kuvvetini karşılayacak ve minare cidarına
basınç gerilmesi uygulayarak elemanları tek parça tutacak yatay ve
çepeçevre minareyi saran ve derzler içine gizlenmiş karbon tellerinin
kullanılması ve bu şekilde minare dıştan file içine alınmış olmaktadır.Bu
işlemler yapılırken orijinal yapı elemanlarına mümkün mertebe zarar
vermeden derzler içinden çalışılması ve çekme elemanları uçlarının
tespitinin olabildiğince gizlenmiş bölgelerde yapılmalıdır.Çekme
kuvvetlerinin zemine aktarılması için minare bazasının etrafına çepeçevre
mini kazıklar teşkil edilmeli ve bunların üzerine zemin seviyesinin
altında çepeçevre bir başlık halkası oluşturulmalıdır.
 SONUÇ;
Tüm tarihi kargir yapılar,
hasarları ne olursa olsun, güçlendirilebilir. Güçlendirme restorasyon
kuralları ile yapılmalıdır. Tarihi yapıların güçlendirilmesinde kullanılan
yeni elemanların sökülebilir olması önemlidir. Yeni elemanların eski yapı
malzemesiyle uyumsuz olduğu anlaşılırsa, yapıya zarar vermeden
değiştirilebilmeli veya ilave edilen elemanların yenisi bulununca eskisi
sökülebilmelidir.
KAYNAKÇALAR;
1- Cisimlerin Mukavemeti;prof.dr.MUSTAFA
İNAN 2- Yapı Elemanları;Ord.Prof.Ali Fuat
Berkman. 3- Geleneksel Yapıların Stabilitesinin
İyileştirilmesi;Prof.Dr.NAFIZ ÇAMLIBEL 4- Tarihi
Yapı.Dep. Karşı Day.Artı.İlişkin Sistem Araştırması;Prof.Dr.NAFIZ
ÇAMLIBEL 5- Karayolları Fenni
Şartnamesi. 6- Zemin Mekaniği;İnş.Y.Müh.HAYRETTİN
DÖNMEZER 7- Müh.Tatbikatında Zenin Mkaniği;KARL
TERZAGHI veRALPH B.PECK 8- Yapı Elemanları;
Prof.Y.Mimar M.Rıfat Çelebi. 9- SGM Sismik Güçlendirme
Merkezi İnş.Tic.ve San.Lim.Şti.Yığma Yapıların Güçlendiril-mesi Metodu
Patenti.
|