İnşaat Yüksek Mühendisi Ali Bayraktar

Tarihi Yığma Yapıların Depreme Karşı Güçlendirilmesi

 

 

ÖZET

Sismik güçlendirme dünyada halen ciddi bir uzmanlık konusudur. Tarihi yığma yapılar düşey yükleri rahatlıkla taşıyabilmekte ama yatay yönde etkiyen deprem yüklerinde etkisiz kalmaktadır. Bu sebeple; depremlerin etkili olduğu bölgelerde, tarihi yapıların devamlı onarım görmesi gerekmiştir. Tarihi yığma yapıların sismik güçlendirmesi derin uzmanlık gerektiren bir konudur çünkü tarihi yapıların korunması gereken birçok özellikleri vardır. Bu bildiri; cami kubbesi ve minare gibi tarihi yapılarda oluşan hasarları, bu hasarların nedenlerini ve değişik tipte tarihi yapılar için uygun olan sismik güçlendirme metotlarını açıklamayı hedeflemektedir. Tarihi yığma yapıların sismik güçlendirmesi yapılırken, öncelikle yapının özellikleri çok detaylı olarak incelenmeli ve yapı çok iyi tanınmalıdır. Sonrasında; deprem anında yapıda oluşan çekme gerilmeleri ve bu çekme gerilmelerinin oluştuğu bölgeler bilgisayar ortamında tespit edilmelidir. En sonunda da; yapıda oluşan çekme kuvvetleri yapının bünyesine entegre edilecek ileri teknoloji çekme elemanları ile alınmalıdır. Şu kesindir ki; seçilecek güçlendirme metodu; yapının mimari ve tarihi özelliklerini tamamen korumalıdır. Tarihi bir yığma yapının tarihsel özelliklerini hiçe sayarak yapılacak, iç ve dış cephede hoş olmayan görüntülere yol açacak bir sismik güçlendirme metodu kesinlikle kabul edilemez. Tarihi yapılar için optimum sismik güçlendirme metodu; yapıya minimum zararı verecek ama deprem anında oluşacak çekme gerilmelerini de alabilecek şekilde geliştirilmiş bir sistemdir.

ABSTRACT

Seismic strengthening is still an area of true specialization in the world today. Historic unreinforced masonry (URM) structures typically withstand all vertical loads, but fail under even small tensile stresses due to their inability to carry lateral loads that prevail during earthquakes. This explains why all historic URM structures, in areas of high seismic activity, had to be strengthened and repaired continuously throughout their lifetimes. Seismic strengthening of historic structures is an area of high level specialization due to the need to preserve precious architectural details and cultural heritage that area associated with the historic structures. This paper attempts to describe the specific seismic damage characteristic to different types of historic URM structures such as domes and minarets and also suggest appropriate seismic strengthening methods for such structures. Historic URM structures need to be analyzed and understood thoroughly before any strengthening method can be recommended. It is imperative that, first, areas where tensile stresses occur during earthquakes need to be determined using appropriate computer software. Then, the obtained tensile stresses need to be accommodated by high technology tension-absorbing materials that should be integrated in to the structures while causing only minimal disturbance. It is crucial to devise a strengthening method that would preserve all historical and architectural attributes of the structure. A strengthening method that fails to meet this critical goal, causing visible damage on the interior or the exterior facade, would be unacceptable. The optimum seismic strengthening method for historic URM structures is a system that would cause minimum disturbance on the existing structure while absorbing all tensile stresses that would occur during earthquakes.

Giriş

Yapıların deprem yüklerine karşı güçlendirilmesi mühendisliğin yıllardır sorunu olmuştur. Yapılan hesaplar ve deneyler ile yatay deprem yüklerinin ilk yıllarda, düşey hesap yüklerinin %15-25 mertebelerinde olduğunu düşünülüyordu. Düşey yük aktarımlarını ve düşey yük dayanımlarını çözen mühendislik, yatay yüklerin karşılanmasında zorlanmışlardır. Deprem hesaplarındaki zorlanmanın sebeplerini açıklayalım.

Malzeme bir defaya mahsus yavaşça artan yükler altında denendiği zaman belirli bir sınır gerilmesinde mukavemetini kaybetmektedir. Biz de hesaplarımızı buna göre yapmaktayız. Hal böyle olmakla birlikte deneyler gösteriyor ki, yükü periyodik olarak değiştirmek ve değişimin sayısını yeter derecede artırmakla bir malzemeyi statik sınırların çok altında da harap etmek kabildir. Yükleme ve boşaltmanın periyodik olarak çok tekerrürü, yapı içinde yıpranmalara ve ayrılmalara sebep olmaktadır. Burada kopma ve ayrılmaların ilk nedeni, yükün şiddetinden çok, onun periyodik olarak değişmesindendir. Yapının bir bütün olarak periyodik yüklemelere maruz kalması, çok karışık olan bünyede büyük tahribatlar oluşturur. Yapıda kullanılan tüm malzemenin iç mekanizmaları bozulur. Yapının muhtelif noktalarında malzeme yorulmaları olur. Yorulmada kopma, çok defa yüksek gerilme bölgelerinde veya hata bulunan noktadan başlar. Statik yükler altındaki gibi haber verici kırılmalar olmadan yıkılmalar meydana gelir.

Periyodik olarak değişen yükler altında kesitlerin aynı gerilmeler altında kalması ile iki farklı gerilmeye maruz kalması da çok önemlidir. Diğer bir deyimle; kesit sırasıyla çekme ve basınç tipinden zorlamalara maruz kalıyorsa, bu hal elemanın yıpranmasını kolaylaştırır.

Deprem yüklerinin dinamik tesirli olması ve tekrarlı özellik göstermesi hesapları karıştırmaktadır. Mukavemet hesapları birtakım kabullerle yapılmaktadır. Deprem yükleri yaptığımız kabulleri kısıtlamaktadır.

Bütün zorluklara rağmen bizler, depreme dayanıklı yapılar oluşturabilmekteyiz. Deprem karşı yapıların güçlendirilmesinde esas ve hedef; oturduğumuz yapıların “canımızı kurtaracak kadar emniyette olması” olmamalıdır. Yapının tam güvenilir olması esas alınmalıdır. Deprem esnasında, insanlar yapıdan kaçmamalı, oturup depremin geçmesini bekleyebilmelidir. Yapıda hasarın olmasına müsaade edilmemelidir.

1. Tanım

Tarihi yapılar, insanlığın çeşitli medeniyet evrelerinde değişik amaçlarla inşaa ettiği,bugün insanlık mirası olarak korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak durumunda olduğumuz yapılardır. Tarihi yapılar aşağıdaki şekilde sınıflandırılabilirler:

1.1.camiler
1.2. medreseler
1.3. kiliseler
1.4. havralar
1.5. saraylar,okul,hastane,idare binaları.vs
1.6. su yapıları (bentler, su kemerleri, sarnıçlar, su terazileri)
1.7. askeri kışlalar
1.8. surlar
1.9. kuleler

Tarihi yapıların her ne şekilde olursa olsun özüne dokunulmadan, gerek taşıyıcı strüktüründe, gerekse tezyinatında herhangi bir değişiklik yapmadan onarılması, berkitilmesi ve her türlü dış etkiye dayanıklı hale getirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Bu bağlamda; onarım ve berkitme esnasında hiçbir elamanının orijinalinin değiştirilmemesi ya da yozlaştırılmaması gereklidir. Dolayısıyla yapılacak onarım ve takviye öğeleri orijinal elamanların içerilerine gizlenerek ya da kompozisyonlarını ıslah ederek yapılmalıdır.Tarihi yapıları güçlendirme ve takviye edilmesinde en önemli kural,yapılacak takviye ve güçlendirme elemanlarının zamanla değiştirilebilmeli,sökülüp yenilenme özelliğinde olmalıdır.

Tarihi yapılar ait oldukları çağların teknolojisi gereği genelde yalnızca basınç gerilmelerine çalışan kagir sistemlerdir.Kargır sistemlerde oluşacak çekme kuvvetlerini ahşap elemanlarla karşılanmaya çalışılmış.Ahşabın tabiat şartlarında uzun süre dayanabilmesinin yolları aranmıştır.Kargır yapılarda oluşan çekme kuvvetleri demir kenet,demir gergi elemanları kullanılarak da karşılanmaya çalışılmış.Demir malzemesini korozyondan korumanın tedbirleri alınmaya çalışılmıştır.Çok az miktarda blok kayalardan yontulmuş eğilme elemanları ya da ahşap eğilme elemanları kullanılmıştır. Yılların yıpratıcı etkilerine ve doğal afetlere maruz kalmış tarihi yapılar genelde çok büyük sorunların etkisi altında olup yıkılma ve yok olma riski altındadırlar. Kısmen de olsa onarılarak emniyete alınmış olan diğer kısmı da büyük çoğunlukla yanlış onarım ya da onarım döneminde uygun malzemeler bulunamaması nedeniyle ortaya çıkan sorunlarla baş etmek durumundadırlar. Her ülke kendi sorunlarıyla kendine özgü yöntemlerle baş etmeye çalışmış ancak yakın dönemlerde tarihi yapıları konu alan uluslar arası sempozyumlar düzenlenmeye başlanmıştır. Her şeye rağmen konuyla ilgili olarak günümüzde uygulanmakta olan güçlendirme teknikleri ileriki evrelerde yetersiz ya da sakıncalı bulunma riski altında olmalarına rağmen olabildiğince dikkatli uygulanarak bu insanlık miraslarının gelecek nesillere aktarılması için tek yoldur.

 

2. Tarihi Yapılarda Kullanılan Taşıyıcı Sistemler

2.1. Temeller

Temeller; sağlam zemine ulaşıncaya kadar yapılan hafriyatın ardından yontulmuş büyük kaya bloklarının yerleştirilmesi suretiyle elde edilen alt tabanın üzerine duvar tarzı elamanların kullanılması ile genelde yapının baza seviyesi oluşturulmuştur. Boşluk hacimlerine isabet eden alan genelde büyük boyutlu taşlarla yapılan blokajlarla kaplanmıştır. Bu kısmın yüksekliği yapının değerine ve büyüklüğüne göre değişmektedir. Mimar Sinan’ın yapılarında temeller her türlü diş tesirlere karşı korunması özenle yapılmıştır. Temel derinliğinin seçilmesinde mikroorganizmanın ulaşamayacağı derinlik seçilmektedir. Zemin suyuna karşı kesin çözümler uygulanmıştır. Zemin suyunun kapiler olanına karşı önlem olarak, önemli yapıların temelleri galerilerle havalandırılmaktadır. Havalandırma, temel dolgularının devamlı kuru kalmasını ve nefes almasını temin etmektedir. Temeller nefes aldıkları için çürümemekte, balçıklaşmamaktadır. Zemin cazibe suyuna karşı yapıları yüksek yerlere yapmaktalar veya yer altı su seviyesinin piyozometre kotunu kıran hendekler yapılmaktadır. (Bkz. Edirne Selimiye Cami). Temellerin havalandırılması çok önemlidir. Eski yapıların tüm bölgelerinde tabii malzemeler kullanılmaktadır. Tabii malzemelerin yaşayabilmesi için mutlaka nefes alması gerekmektedir. Nefes almayan yapı kısımları bünyesi bozulmakta, bakteriler oluşarak, çürümektedir. Temel zemininde çürüme mikro organizmaların oluşmasına sebep olmakta, temel tabanı balçıklaşmaktadır. Çürüme yapının temel duvarlarından üst katmanlarına ilerleyerek,yapının tümünü kaplayabilmektedir. Yapının üst kısmı hava aldığı için sistem kendini yeniliye bilse de; yapı bozuklukları kendini göstermektedir. Yapıda kullanılan demir elemanlar paslanmakta, pişirilerek elde edilen tuğlalar dağılmaktadır.

2.2. Taşıyıcı Duvarlar

Yapının dış hatlarını ve ara bölme ayrışımlarını oluştururlar. Çatı örtüsü yüklerinin temele aktarılmasında yegane unsurdur. Genelde düzlemsel, normal kuvvet ve kesme kuvvetine dayanıklı yontma taş, moloz taş, tuğladan ya da kerpiçten imal edilmişlerdir. Bağlayıcı olarak kireç, horasan harcı ya da çamur kullanılmıştır. Taş yontularak yapılan duvarlar, işçilik tarzlarına göre sınıflandırılabilmektedir.

 

Bir yüzü sıfır derz taş ve diğer yüzü tuğladan yapılan Taşıyıcı tuğla duvar

Sandık dolgu taşıyıcı duvar

Taş tuğla karışımı taşıyıcı kargır duvar

Kaba yönü taş duvar

 

Yapıların tarihe geçmesi kullanıcısından veya yapımcısından kaynaklanır. Bazen eskimesinden veya tarihte kullanılmış olmasından tarihi yapı olmuştur. Uzun uzadıya surlar tarihi yapı olduğu gibi küçük bir kulübe de tarihi yapı değerinde olabilir. Hülasa korunması düşünülen, koruma altına alınan her yapı tarihi yapıdır. Korunması düşünülen yapılarda mutlak korunması gereken elemanlarla, bozulduğu, çürüdüğü kırıldığı için değiştirilebilecek elemanların tespiti yapılırken, korunacak yapı elemanları tespiti de yapılmalıdır. Değiştirilecek veya yenilenecek parçaların değişim şeklinin mutlaka projelendirilmesi şarttır. Projelendirilme restorasyon kural ve standartlarına uyularak yapılmalıdır. Güçlendirme amacıyla bozulan taşlar, aynı bünye ve yapıdaki taşlarla değiştirilmelidir.

Yenileme taşıyıcı tuğlada yapılacaksa tuğlanın ebatları eskisiyle aynı olmalıdır. Güçlendirme çalışması derz bölgelerinde yapılacaksa, yapıdaki maksimum derz kalınlığının tespit edilmesi şarttır. Tespit edilen derz kalınlığı ortalama derz çalışma genişliği tespit edilmesine esastır. Çalışma ortalama derz genişliği, maksimum derz genişliğinden küçük seçilmelidir. Çalışılmasına müsaade edilen derz genişliği oyularak güçlendirme çalışması yapılabilir. Derz bölgelerindeki yenilenen harç eskisiyle aynı yapıda olmasına özen gösterilmelidir. Tarihi yapı denince cami, cami deyince Mimar Sinan akla gelmektedir. Tarihi yapıları bütünü ile projelendirmek ve güçlendirme hesap ve esaslarını belirlemek, Mimar Sinan’ın yapı tasarım ve tekniğinin esaslarını kurallaştırmakla mümkündür. Sinan yapılarının tasarım ve tekniği standartlarımıza temel olmalıdır. Mimar Sinan camilerindeki yapım ve projelendirme uygulamaları bizim için tarihi yapıların bakım ve güçlendirme esasları olabilir. Tarihi yapıların analitik incelemesinin yapılması şarttır. Yeterli kesit zorlarının bulunup irdelenmesi güçlendirme projelerinin esasını teşkil eder. Yapıların tüm elemanlarının bilgisayar ortamında modellenip deprem etkilerindeki davranışlarının görülmesi gerekmektedir.


Kargır duvarlar düşey yük tesirlerinde kalan taşıyıcı basınç elemanlarıdır. Gevrek olan yapısından dolayı yalnız basınç gerilmesine dayanabilmektedir. Çekme kuvveti taşımadığı kabul edilmektedir. Yapılarda kargir duvarları basınç elemanı olarak kullanmak emniyetli ve ekonomik çözüm olmaktadır. Tarihte tüm düşey yükler kargir duvarlarla temellere aktarılmıştır. Çatı ve döşemelerden gelen yükler, duvarın kendi ağırlığı, tümü düşey doğrultulu kuvvetlerdir. Bu kuvvetler beden duvarlarında basınç gerilmesi üretir. Kargir duvar elemanları basınç gerilmesi taşıma özelliğinde olmasından dolayı düşey yükleri taşımakta zorlanmıyorlar, ancak kargir duvarlar parça elemanlarından oluşan yığınlardır. Yığınları bir arada tutan kuvvetlerle ilgili tüm kanunlar kargir duvarlar için de geçerlidir.

Yığınları bir arada tutan kuvvetler nelerdir?

a-Yığınlar, bünyelerini oluşturan parçaların veya zerrelerin aralarındaki sürtünme kuvvetleri ile bir arada kalmaktadır. Sürtünme kuvveti kayma gerilmesi oluşturur. Kayma gerilmesi yığınlarda, çekme ve basınç gerilmesi üretir.

b-Kargir duvar yığını parçalarını bir arada tutan bir diğer unsur harç malzemesidir. Tarihte harçlara çekme özelliği kazandırılması için çok uğraşılmıştır. Harçların yapısını iyi ederek duvar parçalarını bir arada tutmasını düşünmüşlerdir. Bu maksatla harç katkı malzemeleri bulunmuştur veya harçların içine çekme elyafları konulmuştur.

Duvar parçalarını bir arada tutan harç malzemesi de zerreleri bir arada tutan kanunlara tabiidir.
Bu kanunlar şunlardır.

I- Zerreler arasındaki sürtünme kuvveti
II- Harcın hidratasyon ve kristalize olması sonucunda oluşan bağlayıcı birleşimi
III- Harç zerreleri arasındaki elektroşimik çekim kuvveti.

Görünen şudur ki, kargir duvarlara mukavemet veren, duvar parçalarını bir arada tutan en önemli unsur sürtünme kuvvetleridir.
Her yığının kendine has sürtünme direnci vardır. Kargir duvarların da içsel sürtünme direnci vardır.

Duvarlardaki sürtünme direnci bir çok faktöre bağlıdır.

a- Duvarın yapım ve örme işçiliğine.
b- Yapı taşlarının cinsine.
c- Harç malzemesinin özelliklerine

Duvarlar harç yapısının içsel sürtünme ve bünyesel çekim direncini aşan sürtünme gerilmelerine dayanamayıp dağılmaktadır. Duvarlar çatlamakta, yığınlar akmaktadır. Bünyenin dağılmasına mani olan kuvvetlerden zerreler arasındaki sürtünme kuvveti basınçla artmaktadır. Sürtünme kuvvetinin yönü her doğrultuda olabilir. Yöne etkiyen faktör zerrenin yüzeyinin teğetsel düzlemidir. Sürtünmenin bu kanunları duvar yapısındaki parçalar içinde geçerlidir. Kaba yönü taş duvarı harçsız hiç yükseltemezsiniz. Fakat düzgün yontulmuş taşlardan, yatay derzlerle harç kullanmadan duvar örmek mümkün olmaktadır. Duvarları oluşturan parçaların, sürtünme düzlemlerinin yönünü değiştirerek, oluşacak sürtünme kuvvet vektörünün yönünü değiştirebiliriz. Kargir yapı duvarlarının örülmesinde, düzgün yontulmuş taşların yatayda geniş sürtünme düzlemleri oluşturacak şekilde örmekten maksat, sürtünme düzleminde oluşacak direnç mukavemet kuvvet vektörünün doğrultusunun yatay ve büyük olmasını temindir. Kayma düzlemi; sürtünme ve içsel çekim kuvvetlerinin, yatay çekme kuvvetlerine yenildiği kesitte oluşur. Yapılan deneylerle kayma emniyet gerilmesi tespit edilebilir. Duvarlarda oluşan kayma gerilmesi emniyet kayma gerilmesini aşarsa yapıda yarılmalar oluşur. Kayma düzlemini çekme kuvvetlerinin en büyük olduğu düzlem olarak kabul edebiliriz. Kargir duvarlar kendi ağırlığı ve döşemelerden gelen düşey yük tesirlerindedir. Yatay yükler deprem ve rüzgar yükleri ile oluşur. Fakat kargir duvarlar düşey yükler altında da yatay kuvvet üretmektedir. Yalnız düşey yükler altında olan kargir duvarlarda yatay kuvvetlerin oluşması, yapı taşlarının sürtünme yüzeylerinde oluşan kayma gerilmelerinin yataydaki çekme kuvvetleridir. Basınç artıkça kayma gerilmesi artmakta buna bağlı olarak yatay çekme kuvveti büyümektedir.

Tuğla duvarlardaki yarılmalar

Tuğla duvarlardaki yarılmalar


Kargir duvarlar enine ve boyuna çekme kuvvetlerinin varlığının sebebini bu şekilde izah edebiliyoruz. Duvarlar basınç altında oluşan bu yatay yüklere ilaveten depremin yatay yükleri de ilave edilince yatay yük vektörü önemli değerlere ulaşmaktadır ve tümü çekme özelliktedir. Kargir duvarlar bu çekme kuvvetine kayma mukavemeti ile karşı koymaktadır. Kayma emniyet gerilmesinin aşıldığı kesitte kopmalar yarılmalar oluşur.

Duvarların gevrek olan yapısı muhtelif kütlesel büyüklüklerden oluşmaktadır. Deprem yüklerinin tekrarlı ve dinamik oluşu, kargir yapıda farklı tesirlere sebep olmaktadır. Duvarlardaki her büyüklük, deprem enerjisini farklı sönümlemekte, farklı iş yapmaktadır. Yapı parçalarındaki kütlesel büyüklük farklarının çok olması deprem tesirlerinin artırmaktadır. Her yapı taşının ayrı enerji sönümlemesi dinamik yükler tesirinde parçalar arası çekim kuvvetlerinin zayıflamasına sebep olmaktadır. Yapı taşları arasındaki harçların sürtünme kuvveti direnci azalmaktadır. Tarihi yapılarda harçların takviye edilmesi için yoğun çaba gösterilmiştir. Harçlara düktilite ve çekme dayanım özellikleri kazandırılmıştır. Bünyesi mütecanis olan tuğla duvarlar taş duvarlara nazaran, deprem tesirlerinden daha az zarar görmektedir. Hatta tuğla duvarlardaki harç miktarı oranı, bünyedeki tuğladan daha fazla kullanılan duvarlar yapılmıştır. Tüm önlemler kargir duvarların yatay yük taşıma kapasitesini artırmaya yetmemektedir. Gevrek olan duvar yapısı dinamik yatay yüklere dayanamamaktadır. Yatay yükler için en uygun çözüm duvar bünyesini yatay çekme elemanları ile liflemektir. Bu maksatla tarihte kargir duvarları ahşap kalaslarla yatay doğrultuda liflemişlerdir. Deprem bölgelerinde duvarların bünyelerine yatay kalaslar yerleştirmişlerdir. Duvarların bünyelerine serbest olarak yerleştirilen çekme elemanları yatay yüklerin karşılanmasında iyi görev yapmaktadır.

 

Küçük ayasofya camii kubbesi kasnağında tespit ettiğimiz 30x40cm ebadındaki ahşap çekme elemanı.

 


İstanbul surlarında tesbit ettiğimiz ahşap çekme elemanlarının çürümesinden sonra kalan boşlukları.


Tarihi binalarda, kagirden yapılan radye temellerinde çekme elemanı olarak ahşap kullanılmıştır. Bir arşın ara ile kısa istikamette radye temelin üst katmanında döşenen ahşaplardan kalan boşluk görülmektedir.

 

 

2.2.1. Kaba Yönü Taş Duvarlar


Taşlar gelişigüzel düzlenerek, düzlenen yüzeyler görünen duvar yüzlerine gelecek şekilde duvarlar teşkil edilmektedir. Her iki duvar yüzeyi bu şekilde teşkil edilerek orta duvar bölgesi sandık taş dolgu yapılmaktadır. Tarihi yapılarda bu tarz taş duvar yapımı birer metre yükseklikler şeklinde örülür. Duvar bir metre örülünce duvar düzleme yüzeyi teşkil edilir. Duvar düzleme yüzeyinde tuğladan iki sıra veya daha fazla tuğla duvar bölgesi oluşturulması gelenektir. Tarihi yapı taşıyıcı duvarlarında, düzleme bölgelerine, ahşap kalas çekme elemanları yerleştirilmektedir. Duvarlarda oluşan çekme kuvvetlerini karşılamak için duvarların bu kısımlarına ahşaptan hatıllar oluşturulmaktadır. Hatıllar yapının bu yükseklikteki tüm duvar bölgelerini kaplamaktadır. Ahşaptan bu hatıllara ana doluda katır denmektedir. Özellikle deprem bölgelerinde katırsız duvar örülmez.

Kaba yönü kagir taş duvarın örülüş şemesı

 


2.2.2. Sıfır Derz Taş Duvarlar


Yığma duvarlarda taş veya tuğla ara derz bölgelerindeki harçlar, duvarda bağlayıcı malzeme olarak kullanılmakta, aynı zamanda bir üst sıradan gelen yüklerin alt sıraya ünü form olarak aktarılmalarını sağlamaktadır. Bu derz bölgeleri ayrıca duvara belli bir oranda esneklik sağlamaktadır. Buna karşın derzsiz olarak örülen duvarlarda bu avantajlar yoktur. Taşların işlenmesi sırasında işçilik kusur ve eksiklikleri olması halinde bu yüzeylerde oluşan girinti ve çıkıntılar nedeni ile üst üste yerleştirilen taşlarda yüklerin ünü form olarak dağıtılma prensibi sağlanamamaktadır. Bir üst taştaki çıkıntı, üzerine oturduğu taşta bir tekil yük etkisi yaratmakta ve bu noktada gerilme yığılmalarının oluşmasına sebep olmaktadır. Gerilmelerin boyutları malzemenin emniyet gerilmelerinin çok üstüne çıkabilmektedir. Malzemenin bünyesi bu gerilmelerin etkisi ile dağılmaktadır. Sonuç olarak taş bu gerilme yığılmaların oluştuğu bölgeden itibaren çatlamaya başlamaktadır. Zaman içerisinde oluşan bu çatlak ilerleyerek taş parçasının kopmasına sebep olmaktadır. Tekrarlı yükler altında taşların bu bölgelerinde malzemenin bünyesi yorulmaktadır. Dağılan bünyeli taşlar dış yüzeylerde dökülmelere sebep olmaktadır.


Sinan yapılarında taşlar, kısmen veya tamamen, kementlerle birbirine bağlanmaktadır. Kenet olarak kurşun içine yerleştirilen demir kullanılmıştır. Kenetler taş duvar işçiliğinin en önemli unsurudur. Duvarlarda mutlaka kayma gerilmeleri oluşmaktadır. Kayma gerilmeleri çekme ve basınç kuvvetleri oluşturur. Basınç kuvvetlerini, pişirilerek yapılan tuğla veye yontularak elde edilen taş bloklarla karşılanır. Duvar örgü malzemelerini bir biriyle irtibatını harçlarla yapmaktayız. Harç malzemesinin çekme mukavemeti sınırlıdır. Çekme kuvvetlerinin yoğun olduğu bölgelerde çekme elemanları gerekmektedir. Eskiler taşlara demirden kenetler yapmışlar veya duvar içlerine ahşap kalaslar, demir çubuklar yerleştirmişlerdir. Temelden gelen çürümeler duvardaki çekme elemanlarını yok etmektedir. Duvarların bu önemli yapı parçaları çürüyünce,yapı yatay yükler altında dağılmaktadır. Eski yapılarda çekme elemanları dış tesirlerden korunması için,duvar içlerine yerleştirilmekte idi. Duvar içlerine yerleştirilen çekme elemanlarının bu günkü yapılarını tam olarak bilemiyoruz. Ancak yıkıklarda yaptığımız araştırmalar,çekme elemanların yapısının tamamen bozulduğunu, göstermektedir.

Taşıyıcı duvarlar gevrek yapı özelliğindedir. Gevrek yapı elemanları çekme kuvvetlerine göre dayanıksızdır. Duvarın gevrek olan bünyesini çekme elamanları ile donatırsak, çekme lifli yapı oluşur. Taşıyıcı duvarlar lifler doğrultusunda çekme mukavemetli,liflere dik istikamette kayma ve basınca dayanıklı hal alır. Duvarımızın yapısı lifli özellik arz eden ahşap gibi davranır.Bilindiği gibi ahşap lifler doğrultusunda çekmeye dayanıklı liflere dik doğrultuda basınca dayanıklıdır.

 

YIĞMA YAPILAR İÇİN YENİ BİR SİSMİK GÜÇLENDİRME METODU

Yığma Yapılarda Kullanılan Güçlendirme Teknikleri ve Sakıncaları

Geleneksel yığma yapılarda ana taşıyıcı sistemler duvarlardır. Yığma yapı tasarımında duvarlar hem düşey hem de yatay yükler göz önüne alınarak projelendirilir. Tasarımda yığma duvarların düşey basınç yükleri altında oluşan basınç gerilmelerine karşı mukavemetini kaybetmemesi ve yatay deprem yükleri etkisinde de duvar kesitlerinde oluşan kayma gerilmelerine karşı yeterli mukavemet göstermeleri beklenir. Tüm bu hesaplar yapılırken yığma yapının hiç bir kesitinde çekme gerilmelerinin oluşması istenmez. Yığma yapının çekme mukavemetinin sıfır olduğu kabul edilir. Bu nedenden dolayı yığma bir yapıda çekme gerilmelerinin oluşumu önlenmez ya da çekme gerilmelerinin oluştuğu bölgelerde özel önlemler alınmazsa, yapıda kalıcı deformasyonlar ve hasarlar oluşmaya başlar. Oluşan bu hasarın derecesi yükün şiddetiyle orantılıdır.

Yığma yapılarda çekme gerilmelerini alacak çeşitli güçlendirme yöntemleri geliştirilmiştir. Fakat geliştirilen tekniklerde yapılan en büyük hata, güçlendirmede kullanılan malzeme ile orjinal yığma yapının mevcut malzemesi arasındaki uyum sorunudur. Bu uyum sağlanmadığı müddetçe, yapılan güçlendirmeler uzun vadede faydalı olmamakta ve yığma yapıya daha büyük zararlar getirmektedir.

Çelik çubuklar tek tek veya hasır bir ağ şeklinde yığma yapılarda güçlendirme amaçlı kullanılmaktadır. Fakat bu elemanlar uzun vadede yapının maruz kaldığı nem gibi dış etkenlerden dolayı zaman içinde korozyona uğramakta, paslanmakta ve hacimsel olarak boyut kaybetmektedir. Bu da kullanılan çelik çubukların uzun yıllar içinde işlevlerini kaybetmelerine sebep olmaktadır. Bu tarz güçlendirmede çelik çubukları korozyona karşı korumak için beton harçları kullanılmaktadır. Kullanılan beton harcının sünekliliği ve elastisite modülü, mevcut duvar harcına göre oldukça farklıdır. Bu da iki malzeme arasında bir uyum problemini ortaya çıkarmaktadır. Güçlendirme amaçlı kullanılan beton harcı, yığma duvarın ağırlığını ve rijitliğini artırmakta, homojenliğini bozmaktadır. Yapının ağırlığının artması, sisteme deprem durumunda daha fazla kuvvetlerin tesir etmesine sebep olmaktadır.

Bundan başka; çelik çubuklarla tasarlanmış beton perde veya kolon şeklindeki betonarme elemanlar genel olarak güçlendirmelerde yığma duvarlara dışardan bir kaplama veya ilave şeklinde uygulanmaktadır. Fakat bu ilave edilen güçlendirme elemanları ile mevcut duvarın birleşim bölgelerinde büyük sorunlar ortaya çıkmaktadır. Mevcut yığma duvara göre çok daha rijit olan betonarme elemanlar, depremlerde çok daha büyük dış kuvvetleri üzerlerine çekmektedir. Betona göre çok daha az rijit olan yığma duvarlar, birleşim bölgelerinde oluşan bu büyük kuvvetlere karşı dayanıksız olduğundan, sistem bu bölgelerde dağılmakta ve mukavemetini kaybetmektedir. Tüm bu sebeplerden dolayı yığma binalarda betonarme tarzındaki güçlendirmeler uygun olmamaktadır.


Çelik profil elemanları da güçlendirme malzemesi olarak kullanılmaktadır. Bu profillerde de çelik çubuklardaki dezavantajlar mevcuttur. Ayrıca bu elemanların mevcut yığma duvarların bünyesine dahil ederek beraber uyumlu bir şekilde çalışmalarını sağlamak imkansızdır.

Mevcut güçlendirme tekniklerinde görülen bu dezavantajlar oldukça önemlidir ve hiç bir şekilde gözardı edilemez. Ortaya çıkan bu yapısal olumsuzluklar, bizi yeni bir güçlendirme tekniğinin uygulanması gerektiği sonucuna götürmektedir.

Gerekli Olan Yeni Güçlendirme Tekniği

Yığma yapıların güçlendirilmesinde esas olan, yapıda oluşan çekme gerilmelerinin çekme elemanları ile alınmasıdır. Yeni teknikte, diğer güçlendirme yöntemlerinden farklı olarak; kullanılan malzemeler mevcut yığma duvar malzemesi ile uyumlu olmalı, yapının ağırlığını ve rijitliğini artırarak, yapıda ek tesirlere yol açmamalıdır. Bu amaçla, yığma yapılarda güçlendirme elemanı olarak karbon elyaf esaslı iplerle örülmüş özel bantlar çekme elemanı olarak kullanılmalıdır. Bu özel üretilmiş bantların çelik çubuklara kıyasla avantajları oldukça fazladır. En önemli avantajları yüksek kopma dayanımına sahip olmalarıdır. Çeliğin kopma dayanımının minimum 4-5 katı kadar bir mukavemete sahiptirler. Ayrıca korozyona karşı çelik gibi hassas ve duyarlı olmayıp, nem etkisinde özelliklerini kaybetmeden yıllarca yapının bünyesinde görevini icra ederler. Hiç bir şekilde paslanmaz veya çürümezler.

 

Diğer uygulamaların bir çoğunda duvarlara dışardan yapılan ilave ve kaplamalar yapının orijinal haldeki statik durumunu bozmakta, homojenliği ortadan kaldırmakta ve bu nedenden dolayı yığma yapıda deprem yükleri altında ilave kuvvetlerin oluşmasına sebep olmaktadır. Orijinal haldeki statik durumuna göre projelendirilmiş olan yığma yapıların, bu yapılan bilinçsiz güçlendirmelerden dolayı deprem yükleri altıdaki davranışı karmaşık bir hal almaktadır. Oysa özel çekme bantları ile yapılan güçlendirmede, sistemde yapısal bir değişiklik yoktur. Kullanılan malzeme yapının ağırlığını ve rijitliğini artırmamaktadır. Çekme elemanları yığma duvara diğer yöntemlerdeki gibi dışardan değil bünyesine yerleştirilerek dahil edilmektedir. Bu şekilde mevcut yapıyla beraber çalışmaları temin edilmiş olur. Bundan başka; yığma yapının orjinal harç malzemesinin iyileştirilmesi hususu diğer yöntemlerde düşünülmemiştir. Bu yeni teknikte yıllar içinde bağlayıcı özelliğini kaybeden mevcut harca bu özelliğini kazandırmak esas amaçlardan bir tanesidir. Bunun için; yığma duvarlarda tuğla birleşim noktalarında duvarın içerisine açılan deliklerle mevcut harcın bünyesine uygun bağlayıcı malzeme şerbeti enjeksiyon edilmektedir. Bu sayede bağlayıcılığını yıllar içerisinde kaybetmiş olan duvarın bünyesindeki mevcut harca, bağlayıcı özelliği tekrar kazandırılmaktadır.

 

Sıfır derz taş duvar cephesine derz bölgelerine çekme elemanlarının yerleştirilmesi

 

 

Tuğla duvar derz bölgelerine çekme elemanlarının yerleştirilmesi

 

2.3. Kemerler:

Kemerler; düşey yüklerin yatayda taşınıp düşey taşıyıcı elemanlar olan duvarlar ve sütunlara aktarılması amacıyla kullanılan düşeyde finiküler form oluşturacak şekilde kavisli taşıyıcı elemanlardır. Düşey yükleri mesnetlendikleri düşey taşıyıcı elemanlara yatay ve düşey bileşenli mesnet tepkileri ile aktarırlar. Düşey taşıyıcılar yatay mesnet tepkisi bileşenini taşıyamayacak durumda iseler kemer mesnetleri metal ya da ahşap gergi ile birbirine bağlanmışlardır. Ancak çekme elemanı olarak demir kullanılması, bazı problemlerin oluşmasına sebep olmuştur. Demir malzeme olarak dış tesirlere maruz kalmakta, zamanla paslanarak işlevini yapamamaktadır. Ayrıca bağlı bulunduğu mesnette korozyon etkisi ile tahribatlar yapmakta, mesnedi parçalamaktadır. Kemerlerin bu bölgelerinin mutlaka rehabilitasyonu gerekmektedir. Deprem yüklerinde kemerler pek dayanıklı değildir. Yük taşıma özelliği hassas dengelerle oluştuğu için, yatay yük tesirleri için iyi analiz edilmelidir.


2.4. Kubbeler:

Kubbe belli bir mekanı örtmenin bir çeşididir.Bir kemerin ekseni çevresinde dönmesi ile elde edilen uzaysal bir taşıyıcı sistemdir. Kubbeler mesnetlerinde, sürekli bir çekme ve kayma gerilmeleri oluştururlar. Bu nedenle; dairesel mesnede oturması gerekir. Kubbeler eski tarihlerde dairesel yapıların örtüsü olmuştur. Küresel bir örtü sisteminin kare veya dikdörtgen plana uyması ancak TROMP, PANDANTİF veya TÜRK ÜÇGENİ gibi geçiş elemanları ile olabilmektedir. Bu geçiş elemanlarının bulunması kubbeleri ,anıtsal yapıların, vazgeçilmez örtüsü haline getirmiştir. Osmanlı Türk mimarisinde ise kubbe, yapının tüm biçimlenmesini yönlendiren çıkış noktasıdır. Büyük Osmanlı camilerinde kubbe,yapının egemen elemanıdır. Mimar Sinan camilerinde kubbe, taşıyıcı sistem açısından, en ileri aşamaya varmıştır.

Kubbeler yapım itibari ile çeşitlidir. Tek kesitli ve çift kesitli olarak yapılmaktadır. Statik hesap olarak, kasnak üzerine oturtulan duvardan bir küre parçasıdır. Duvarlar gibi kubbelerde basınç altında mukavemet gösterir. Yapım tekniği kubbe duvarının devamlı basınç altında kalacağı varsayımına dayanmaktadır. Kubbenin oturduğu duvar kısmına kasnak denir.Kasnak duvarın basıncını devamlı kılan önemli bir topuk elemanıdır. Kubbe duvarında devamlı basınç varken,kasnak yatay ekseninde dışa doğru kayma, boyuna doğrultuda devamlı çekme mevcuttur.

2.5. Minareler: Yapı itibari ile şu parçalardan oluşur.

a) Temel
b) Kaide
c) Küp (7/8)
d) Gövde
e) Şerefe
f) Petek
g) Külah
h) Alem

Minarelerde tek bir statik özellik vardır temele ankastre konsol yapı olmaları. Tüm konsol yapılar gibi, minareler de yatay yükler altında kararsız ve gevrek davranış özellik gösterir. Sünenlik özelliği azdır. Yani deformasyonlarda kırılıp yıkılması kolay olmaktadır.Bu tip yapılar emniyet sınırının az üstünde yüklemelerde plastik şekil değiştirme göstermeden,hemen koparlar. Denge konumları kararlı durumdan kararsız duruma hemen geçebilen yapılardır.

Taş duvar minarelerinde, yapım tekniği olarak sıfır derz uygulaması yapının harçlı yapılara nazaran gevrekliğini arttırmaktadır. Derzsiz yapılan minarelerin yapısal olarak daha büyük oranda gevrek özellik arz etmeleri nedeni ile ortaya çıkan problemler zaman, çevre ve atmosfer şartlarının olumsuz etkileri yapının bakım ve onarımının düzenli olarak yapılamaması ,vuku bulan depremlerin vermiş olduğu hasarlar gibi etkenlerde ilavesi ile daha ileri boyutlara taşınmıştır.

Eski eser minare yapım tekniklerinde kayma kesit alanını artırılarak, oluşan kesme kuvvetleri karşılanmaya çalışılmıştır.

Yığma yapıları kayma kuvvetleri itibari ile güçlendirmenin en doğru metot olduğu bu gün daha iyi bilinmektedir. Minarelerin basamaklarını iç boşluğun %30-50’sini kapatacak şekilde inşa edilmiştir. Çoğunlukla basamaklar minarenin gövdesi ile yekpare olacak şekilde yapılarak bu plakların diş cidar duvarları ile tam birleşimi gerçekleştirilmiştir.

Şöyle ki; kesit alanı dış cidar duvar alanının 1,5 katına çıkartılmıştır. Bu yapım kayma gerilme alanını çoğaltarak kayma gerilme gücünü arttırmıştır. Merdiven plaklarının merkezinde açılan delikler, üst üste getirilmiş içine kurşun eritilerek akıtılmış. Yatay yer değiştirmelerde enerji sönümleyici olarak görev yaptırılmıştır. Bütün bu gayretler minarelerin istenildiği kadar yüksek yapılmasına olanak kazandıramamıştır. Yani; minareler yüksek yapılamamıştır. Yapılanlar depremlerde mutlaka yıkılmıştır.

3. Tarihi Yapılarda Oluşan Hasarların Nedenleri

Tarihi yapılarda genel anlamda üç ana nedenle hasar ve dolayısıyla nihai göçme oluşmaktadır:

3.1. Yılların yıpratıcı etkisi dolayısıyla yapı malzemelerinin bozulması ya da çürümesi

3.2. Zeminde oluşan tasmanlar nedeniyle hasarlar oluşması: Tarihi eserler genelde oldukça sağlam zeminler üzerine inşa edilmişlerdir. Yeteri derecede sağlam olmayan zeminler üzerine inşa edilenler inşa edildikleri çağlarda konsolidasyon v.b. gibi oturmalar nedeniyle yok olarak günümüze kadar gelememişlerdir. Günümüze kadar gelen tarihi eserleri günümüzde yapılan aktiviteler dolayısıyla civarda açılan inşaat çukurları, yol hafriyatları, tünel kazıları ile zeminden kuyularla su çekilmesi, civarda yapılan barajların yükselttiği zaman zaman değişen yeraltı suyu seviyesi dolayısıyla oluşan tasmanlar tehdit etmektedir.

3.3. Depremler v.b. gibi zemin hareketleri, genelde yalnızca basınç gerilmeleri taşıyabilen tarihi yapılarda olağanüstü büyüklükte çekme gerilmeleri oluşturmakta ve düşey yüklerden oluşmuş basınç gerilme değerleri aşılarak büyük hasarlara hatta yıkımlara sebebiyet vermektedir.

3.4.Yanlış yapılan resterasyon ve güçlendirme metodları.

4. Tarihi Eserlerin Onarım -Güçlendirmesi

Tarihi eserlerin onarımı ile güçlendirilmelerini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Zira güçlendirme operasyonları sütrüktürel onarımla birlikte yapılacak ve taşıyıcı sistemin içine gizlenecektir. Daha sonra dış tamirler ve tezyinat tamirleri yapılarak onarım tamamlanacaktır. Bir tarihi eser onarımının birinci aşaması hasarların nedenlerinin doğru olarak tespit edilmesidir. Bunun için çatlak etütleri yapılıp haritalanmalı ve bilgisayar modellemesi yapılarak çatlak nedeni olan çekme gerilmelerinin büyüklükleri olabildiğince sağlıklı olarak hesaplanmalı ve buna bağlı olarak sağlıklı bir onarım-güçlendirme projesi hazırlanmalıdır. Onarıma her şeyden önce temel zemininin güçlendirilmesi ile başlanılmalıdır.

4.1. Temellerin Onarımı ve Takviyesi

Tarihi yapıların ve kargir yapıların temel takviyesine zemin sularının ıslah edilmesi ile başlanmalıdır. Tarihi yapılarda zemin sularına karşı projeler yapılmış, zemin sularının yapıya zarar vermemesi için tüm önlemler alınmıştır. Tarihi yapılarda, özellikle kapilar suların duvar katlarına çıkması önlenmiştir. Bu maksatla temel katında galeriler yapılmış ,galeriler duvarların içlerine yerleştirilen bacalarla ve beden duvarların dışına çıkan kapılarla havalandırılmıştır. Temelin bu bölgesi kurutulmuş veya kapiler suların havaya açılmasının bu katmanda yapması temin edilmiştir. Kapilar suların yükselmesini önlemenin en uygun yolu beslenen yer altı suyundan koparmaktır. Tarihi yapılarda var olan galeriler sisteminin çalışır hale getirilmesi gerekmektedir.

Temel zemininin güçlendirilmesi, granüler zeminlerde bünye iyileştirme yöntemleri araştırılmalıdır. Granüler olmayan zeminlerde ise mini kazık ya da zorunlu durumlarda fore kazık uygulanabilir. Kesinlikle zeminde ve yapıda titreşimlere neden olacak ekipmanlar ve teknikler kullanılmamalıdır.

 

Radar taraması ile tarihi bir yapı temelinde tespit edilen galeriler. Galeriler 6m ara ile yapının bir beden duvarından diğerine uzanmaktadır.

 

Tarihi bir yapı kazısında tespit edilen 80x100cm ebadında galeri, bakımsızlıktan 60cm toprak ile dolmuş



4.2.Kemerlerin Tamir ve Takviyesi

Kemerlerdeki hasarlar genellikle kemeri oluşturan taşların ya da tuğlaların zamanın yıpratıcı etkisi dolayısı ile çürümesi,kemer mesnetlerinin herhangi bir nedenle birbirinden uzaklaşacak şekilde deforme olması ya da kemer gergisinin çürüme ya da başka bir nedenle işlevini kaybetmesi nedeni ile oluşur. Deprem esnasında büyük açıklıklı kemerlerin az hasar gördüğü küçük açıklıkların ise fazla hasar gördükleri gözlemlenmektedir. Taş değiştirmenin gerekli olduğu durumlarda kemer aşağıdan formuna tam olarak yapışan bir askı sistemi ile askıya alınmalıdır. Hatta bu askı sistemi yardımı ile kemere yukarı doğru çok az da olsa deformasyon yaptırılmalı gerekli taşlar değiştirilmeli derzler orijinal harç enjeksiyonu ile doldurulmalı varsa gergiler yenilenmeli ve kısmen ön gerilme verilerek mesnetler birbirine yaklaşacak şekilde zorlanmalı ve bundan sonra askı tertibatı aşağıya doğru yavaş yavaş indirilerek kemerin kontrollü olarak yüklenmesi sağlanmalıdır. Küçük açıklıklı kemerlerde deprem dolayısıyla oluşan çekme gerilmeleri düşey yüklerden oluşan basınç gerilmelerinden genelde daha fazla olduğu için deprem esnasında hasar olmaktadır. Bu tür kemerlerin çatlaklarından olabildiğince yüksek kama kuvveti vererek kemerdeki basınç gerilmelerini kısmen de olsa artırmalı ayrıca mümkün olan durumlarda kemer karbon elyafı ya da paslanmaz metal çekme elemanları ile takviye edilmelidir.


4.3.Tonozların Tamir ve Takviyesi

Tonozların tamir ve takviye ilkeleri genel olarak kemerlerinkiyle aynıdır.Ancak tonoza mesnet olan duvarlardaki yatay hareketler çoğu zaman geri döndürülemeyebilir. Bu durumda tonozun özengi kesitinin açılıp kamalanması ya da dışarıdan geçici ek gergiler konulup sıkıştırılarak tonozun orijinal formuna getirilmesi ve bu ameliye esnasında duvarların dışında oluşan çatlakların kamalanıp tamir harcı ile doldurulmalıdır.

4.4.Kubbelerin Tamir ve Takviyesi

Kubbelerin takviyesine kubbenin bazasını oluşturan çemberin tamir ve takviyesi ile başlanmalıdır. Eğer çember çok hasarlı ise kubbe mutlaka askıya alınmalıdır. Çemberin çürümüş elemanlarının onarımının akabinde mümkünse çemberin dışından açılan derz içine karbon elyafı ön germe teli kısmen öngörme verilerek yerleştirilip kilitlenmeli ve bundan sonra derz dışarıdan orijinal derz dolgu harcı ile doldurularak onarılmalıdır. Bunun akabinde kubbe dıştan teğetsel ve radyal doğrultularda yeteri ve güvenli derinlikte açılan kanallar içinden geçirilerek kısmen gerilen karbon elyafı ön gerilme telleriyle sargılanmalı bozuk taşları onarılmalı çatlaklar kamalanmalıdır. En üstteki kurşun kaplama su geçirmeyecek şekilde onarılıp tamirat tamamlanmalıdır.

4.5. Minarelerin Tamir ve Takviyesi

Minareler deprem esnasında oluşan çok yüksek devrilme momentleri nedeniyle depremlerde en fazla hasar gören tarihi eser elemanlarıdır.İçindeki helisel merdiveni iyi yapılıp kenetlenmiş olan minareler depreme karşı büyük direnç göstermektedir. Fakat her durumda hemen hemen tüm minarelerin depreme karşı güçlendirilmesi zorunludur. Bu amaçla yapılacak çalışmaların temelinde deprem dolayısıyla oluşacak yatay eğilmeleri esnek şekilde karşılamak üzere düşey doğrultuda uygun şekilde dışarıdan gizlenerek yerleştirilmiş düşey esnek elemanlar ile deprem sırasında oluşacak yüksek kesme kuvvetini karşılayacak ve minare cidarına basınç gerilmesi uygulayarak elemanları tek parça tutacak yatay ve çepeçevre minareyi saran ve derzler içine gizlenmiş karbon tellerinin kullanılması ve bu şekilde minare dıştan file içine alınmış olmaktadır.Bu işlemler yapılırken orijinal yapı elemanlarına mümkün mertebe zarar vermeden derzler içinden çalışılması ve çekme elemanları uçlarının tespitinin olabildiğince gizlenmiş bölgelerde yapılmalıdır.Çekme kuvvetlerinin zemine aktarılması için minare bazasının etrafına çepeçevre mini kazıklar teşkil edilmeli ve bunların üzerine zemin seviyesinin altında çepeçevre bir başlık halkası oluşturulmalıdır.

 

SONUÇ;

Tüm tarihi kargir yapılar, hasarları ne olursa olsun, güçlendirilebilir. Güçlendirme restorasyon kuralları ile yapılmalıdır. Tarihi yapıların güçlendirilmesinde kullanılan yeni elemanların sökülebilir olması önemlidir. Yeni elemanların eski yapı malzemesiyle uyumsuz olduğu anlaşılırsa, yapıya zarar vermeden değiştirilebilmeli veya ilave edilen elemanların yenisi bulununca eskisi sökülebilmelidir.

 

KAYNAKÇALAR;

1- Cisimlerin Mukavemeti;prof.dr.MUSTAFA İNAN
2- Yapı Elemanları;Ord.Prof.Ali Fuat Berkman.
3- Geleneksel Yapıların Stabilitesinin İyileştirilmesi;Prof.Dr.NAFIZ ÇAMLIBEL
4- Tarihi Yapı.Dep. Karşı Day.Artı.İlişkin Sistem Araştırması;Prof.Dr.NAFIZ ÇAMLIBEL
5- Karayolları Fenni Şartnamesi.
6- Zemin Mekaniği;İnş.Y.Müh.HAYRETTİN DÖNMEZER
7- Müh.Tatbikatında Zenin Mkaniği;KARL TERZAGHI veRALPH B.PECK
8- Yapı Elemanları; Prof.Y.Mimar M.Rıfat Çelebi.
9- SGM Sismik Güçlendirme Merkezi İnş.Tic.ve San.Lim.Şti.Yığma Yapıların Güçlendiril-mesi Metodu Patenti.