|
ÖZ SÖZ
- Her vatandaşın yaşam hakkı vardır. İmar mevzuatı yaşam hakkını alacak mahiyette olamaz
-
Mevzuat, vatandaşı depreme karşı riskli binalarda kalmaya mecbur ediyorsa, binaların depreme karşı güçlendirilmesini zorlaştırıyor ve hatta imkansız hale getirerek Depreme karşı emniyete kavuşmayı engelliyorsa, mevzuat acilen düzeltilmelidir. İmar Mevzuatı Türkiye genelinde, özellikle İstanbul’da güçlendirmenin önünü tıkamıştır. Binaların güçlendirilmesine mevzuat engel olmakta, vatandaş, yıkılması kesin olan çürük binalarda bekletilmektedir. Mevzuat acilen düzeltilmeli, depreme karşı emniyete kavuşmanın önü açılmalıdır.
- Neredeyse tamamı deprem kuşağında olan ülkemiz açısından depremin yıkıcı sonuçları bir kader değildir. Unutmayalım ki deprem değil, insanları binalar öldürmektedir.
- Binaların depreme karşı dayanıklı hale getirilmesi için bir seferberlik başlatılmalıdır. Bu doğrultuda bilgi birikimi ve bilimsel çalışmalar, gereken alt yapıyı sağlamaya hazırdır.
- İnşaat mühendisleri kendi illerinde sahiplenilmeli, Bu doğrultuda her ilde ayrı bir çalışma yürütülmeli, her il kendi özgün koşullarına göre: Zemin İyileştirilme, Depreme Dayanıklı bina modelleri ve kullanacağı malzemeyi belirlemelidir.
- Deprem yönetmeliğinin aksayan yönleri hızla düzeltilmeli, kendi içinde çelişkisi olmayan ve mühendislerin kolaylıkla anlayabileceği bir üslupla yönetmelik yeniden hazırlanmalı, mühendisler bu konuda eğitilmelidir.
- Türkiye’nin bütün inşaat fakültelerine gereken destek verilerek daha iyi bir eğitim programına geçmeleri sağlanmalıdır.
- İnşaat Mühendisleri, denetimi yapacak teknik kadro, uygulamayı gerçekleştirecek elemanlar, tatbiki atölye çalışmaları da dahil olmak üzere, ciddi bir eğitimden geçirilmeli, başarılı olanlara sertifika verilmeli ve sertifikasız olanların gelişigüzel iş yapması engellenmelidir.
- Nüfusumuzun %95’inin deprem tehlikesi altında yaşadığı bilinen bir gerçektir. Geçmişe baktığımızda Erzincan Depreminden, Varto depreminden, Dinar depreminden, Yalova, Adapazarı, Bolu ve Düzce depremlerinden ders aldığımız söylenebilir mi ?. Bu gerçeği görmekte aciz kaldığımız müddetçe daha çok feryatlar edip ağıtlar yakmak cenaze törenleri düzenlemek zorunda kalınacaktır. Gerçekleri kabul etmek de bir mertliktir.
- Deprem yıktığı, yerle bir ettiği yerlerde ve yörelerde, kim zengin, kimin yatı katı var, kim torpilli, kim nüfuslu, kim grup ve koloni oluşturmuş, hiç birine bakmaz. Nerede çürüklük var deprem yıkıyor parçalıyor eziyor, nerede sağlamlık var deprem selam verip geçiyor.
- Bunca tarihi yapılar asırlar boyunca nice depremler geçirdi hiçbir şey olmadı. Acaba neden ?. Yakın tarihimize bakıldığında, Türkiye’de olmuş en büyük deprem 1939 Erzincan Depremidir. Erzincan Gar Binası 1939 depreminden çatlak bile almadan depremi savmıştır. Deprem sonrası imar edilen Erzincan, küçük bir deprem olan 1992 depreminde neredeyse yerle bir oldu, ama Gar Binası depremi yara almadan savan bina oldu. 1992 depremi, 1939 depremi ile mukayese bile kabul etmeyecek kadar küçük bir depremdi, buna rağmen çok kayıplar verildi. Gar Binasının Alman Mühendisleri tarafından yapılmış olduğu hatırlatılırsa sanırım alınacak dersin ilk sayfası görülmüş olacaktır.
- Birçok bölgelerde zemin koşullarına bakılmaksızın binalar balçık üzerine yanlış temeller atılarak inşa edilmiştir. Zemin iyileştirmesi adına hem bilimsellikten uzak, hem de yüksek maliyet gerektiren yöntemler uygulanmıştır. Hem yöresel zemin koşulları için uygun olmayan hem de yüksek maliyet gerektiren sözde zemin iyileştirme uygulamaları bina sahipleri üzerinde olumsuz etki yapmış ve çoğunlukla zemin iyileştirmesi yapılmadan binalar inşa edilmiştir. Bunun bir sonucu olarak binaların kendiliğinden zemine gömülmesi, yan yatarak kullanılamaz hale gelmesi, bir çok yerde görülen olumsuz örneklerdir.
- İmar mevzuatındaki düzeltilmesi gereken aksaklıklar, Deprem yönetmeliğinde yanlış hesap yapılmasına sebep olan öneriler, Proje safhasında yanlış hesap yapan mühendis, Yanlış yapılaşmaya göz yuman yönetici, gerçeklere sahip çıkamayan denetimci ve nihayet bilinçsiz uygulamacılar tarafından yapılmış binalar bina stokumuzun çogunluğunu oluşturmaktadır. Bunun bir sonucu olarak, betonu çürümüş, demirleri, özellikle etriyeleri, korozyonla neredeyse yok olmuş binalar elbette deprem karşısında göçmek ve felakete sebep olmak zorunda kalacaktır. Zira, deprem hiçbir çürüklüğe göz yummaz ve affetmez. Şimdiye kadar olduğu gibi bunu kader olarak vasıflandırıp insanları deprem öldürdü diyebilir miyiz ? Ev diye bilinçsizce yapılan, insanların tüm kazançlarını verdiği ve bir çoğumuzun içinde mekan diye yaşadığımız lahitlerimiz değil de nedir ?.
BU KÖTÜMSER KARA TABLOYA RAĞMEN KURTULUŞ ÜMİDİ VAR MI ?
Bir mühendis olarak hemen söylemeliyim ki, bu kara tabloya rağmen insanlarımızı depremin pençesinden alabilecek bir çözüm olmasa bu konuyu konferanslara taşımanın ne anlamı olabilir. Evet, başarılı olunacağından kimsenin şüphesi olmasın. Şöyleki ;
- Türkiye’de binaların neredeyse tamamına yakını çıkmalı bina olarak yapılmıştır. Çıkmalı binalar deprem karşısında çok zayıftır. Ancak, çıkmalı binaların güçlendirilmesi hem kolay hem de çok ekonomiktir. Ayrıca eski kolon ve temellerin mevcut yüklerinin önemli bir miktarını alarak yeni yapılacak deprem perdelerine aktarılması da deneysel olarak saptanmıştır. Güçlendirme için ne miktarda masraf yapılacak durumunu belirlemek için 6 katlı bir bina, her bir katında 2 adet 100 m2 daire bulunan bir çıkmalı binanın güçlendirilmesi için gerekli malzemenin hesabı yapıldı. Sonuç olarak her bir daire için 10 m3 beton ve 800 kg demir gerektiği sonucuna varıldı. Bilinçli bir mühendisin her bir daire için bu malzemeyi kullanarak güçlendireceği binanın içinde yaşayan sahipleri hem canlarını hem de varlıklarını depremden kurtarmış olacaklardır. Basit bir tatil parası harcayarak depreme karşı bina güçlendirildiğinde, kendimizi, kentimizi, aile bireylerimizi kurtarabilmek mümkün ise neden yapılmıyor dersiniz ?
- Zeminde taban suyu bulunan ve depremde sıvılaşmaya sebep olan, hatta depremsiz durumda bile bina yapmak için uygun olmayan bölgelerin iyileştirmesi yapılabilir mi ? sorusunun yanıtı "Evet Yapılabilir". Bu uygulamanın detaylarını anlamak için binlerce senedir tarihi yapıların altındaki zeminler için neler yapıldığına bakmak yeterli olacaktır. Zira hem denenmiş, hem güvenilir hem de birçok depremlerde üzerindeki yapıları korumuş olan mühendislik uygulama detaylarına bakıldığında, ekonomik ve güvenilir zemin iyileştirme için nelerin yapılması gerektiğini anlamak zor olmayacakır.
- Diğer önemli bir nokta: İnşaat Mühendisleri ile ilgilidir. Şöfor olarak yeterli bilgiye sahip olmayan bir kişiye yolcusuyla birlikte şehirler arası hizmet veren bir otobüs teslim edilemeyeceği gibi, mühendis olarak yeterli bilgiye sahip olmayan bir mühendise de bina güçlendirilmesi teslim edilemez. Mühendis hem bilgi olarak yeterli olmalıdır hem de dürüst davranacağına and içen ve her kosulda verdiği söze sadık kalabilen bir karaktere sahip olmalıdır. Öğrenmeyi ve dürüst hizmet vermeyi amaçlayan bir mühendise, gerçek manada üç ay süreli meslek içi kursu verilerek gerekli bilgi ile donatılabilir. Durum böyle olunca, yapılması gerekenlerin ne olduğu belirlidir. Karamsar olamaya gerek yoktur. Önemli olan zaman kaybetmeden gerekeni yapmak üzere topyekun seferberlik anlayışı içinde harekete geçmektir.
- Mevcut binaların güçlendirilmesi için parasal kaynak temin edilebilir mi ? noktasında önerimiz şöyle: Bina yıkıldığında, bina enkazını kaldırmak için ödenecek paranın yarısı güçlendirmek amacı ile vatandaşa hibe olarak verilse: vatandaş; kendini, kentini, çocuklarını, varlığını, milli servetimizi kurtaracaktır. Yeter ki mühendislik hizmeti doğru verilsin, yeter ki harçtı, iskandı, mevzuattı gibi engeller ileri sürülerek vatandaşın eline kelepçe vurulmasın. Binanın iskansız oluşuna dayanılarak güçlendirme yapılmasını kanunsal platformda engellemek, depremde tüm ailenin öldürülmesi anlamındadır. Bu davranışı haklı görmek mümkün değildir.
Saygılarımızla ,
Depremle Savaş Derneği adına .
Genel Başkan Doç. Dr. Seyit Ali Kaplan ,
0532-307 10 71 .........
www.depremlesavas.com, .
|